30 Mayıs 2012 Çarşamba

Öküzlerden..


 İnsan memleketinden uzakta memleketlisini görünce bir mutlu oluyor efendim. Annemin köylüsü Uşak'ta lisede müdür yardımcısıymış. Gittim görüştüm bu gün. Sonra merkezde gösteri vardı neymiş neyin nesiymiş derken bayağı bir saat geçirmişim. Yorgunluktan ayaklarımı hissetmiyorum.

 İlk öğretim ve lise öğrencilerinin bir takım becerileri sergideydi. Resim, maket vs. Döndüm dolandım bir ne var ne yok diyerekten. Kardeşime olan özlemim de bir hayli depreşti. Küçücük çocuklar her ne kadar isteklerine göre giyinmiş olmasalar da...









  Telefonum bozuk olduğundan çekebildiğim kadarını koyabildim. Daha estetik fotoğraflar çekmeyi istedim ama nasip işte. :)

 Arkada görünen heykel de halkın tabiri ile meşhur öküzler. Efendim ben biraz adres bulma özürlüsüyüm. Bir de bakar körlüğüm var. Öküzler çok imdadıma yetişti çokk. 

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Arınık Bir Ayin


Ünlüydük birlikte
Bir kareye alınıp ölümsüzleştirildim
Dönerek de düz yürüyebilirdim elbette
Çekil oradan çapraz atlıyorum ipi
Ufuk çizgisi kanatlarımda tutsak
Kendi beyazım kadar yansıyorum suya
Şimdi gelecek bir dalga ve bir tane daha
Şu el yapımı olan da getirecek

Çizemiyorum şu yaldızı
Söz değdi ellerime
Geç kaldı diye bir çift göze gücendi

Aynıydı hikâye
Ah doktor bakma ellerime
Saçlarımı süsleyecekti kriz deminde
Dağınıksa da kaldırdım gözlerimden

Kabullenişim şiir olacak doktor bey.
Dize dize suskular akacak
Büyürsen ne olur deme bana doktor.
Sahi kaç yıl daha üzülmeye müsaade var?

Her kahkaha dalgasıyla çarpıyor bedenime
Kayamsı bir edayla karşılıyor
Parçaladıklarımla ıslanıyorum
Sırtıma saplanan bıçaklar manasız
Kimse ben kadar beni acıtamaz.
Uykularım kadar dışlayamaz kimse bedenimi
Çemberin ortasında yaprak olmuş şimdi


/gecelerden korkmuyorum.
içim bayılıyor biraz 
biraz beynim uyuşuk
kulaklarımı bir gazete kağıdına sarıyorum
hislerim ilaçlara emanet/

Bir şiirden bir resim çıkaran çok değerli dostum Birce'ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Şiirime resmi ile eşlik etmesi büyük bir mutluluktu benim için.





17 Mayıs 2012 Perşembe

Kirlenmemişliğin anısına...

Bahar Şenliğinden Kısacık

 ...
 Sonra bu gençler değişik varlıklar. Ben de dahil olmak üzere nereye gideceğimizi şaşırmışız. Ne yapacağımızı. Ama yaşama sevinci mevcut her birinde ne hoş. Şenlikler başladı okulda. Yurtta yine kattan arkadaşlarla gittim ben de. Pek konser için gitmiş gibi olmadık denebilir. Çok kalabalıktı benin de boy malum pek uzun olmadığından bir tat aldığımı söyleyemeyeceğim. Oturduk bir şeyler yedik. Dönüşümüz biraz sıkıntılı oldu. Herkes minibüslere hücum edince beklememiz gerekti. Üşüdüm deli gibi. Uşak akşamları serin oluyor hep. Bunalıpta incecik üstümle çorapsız balkona çıktığım günleri anımsadım. Pek bir deliymişim geçen yıl. :) Konu dağılmadı değil mi? Sağ sağlim yurda dönebildik nihayetinde. Çay yaptım hemen içimi ısıttı biraz. Sonra eskilerden seslendirdiğim bir şiir vardı. Onu bloga eklemeye karar verdim. Kaç saat boyunca ona uğraştım ama bir türlü olmadı. Olmadı olmadı. Biraz daha uğraşacağım daha sonra. Umarım koyabilirim.


 Emre Aydın konserinden gelip de ne yazmam beklenebilir. Senin için, unutmak için, annem için... Buyrun özeti işte. Çok çok üzüntüye uğradığım şu günlerde dönüp dönüp derin iğneler batırıyorum kendime. Sabrımın hangi demlerindeyim sonra, ben neredeyim. Gelir de burada nereliyim ben sorusu çağrışım yapmaz mı? Bir nefeste sıkışıp geçmiş gibi kandırır sonra. 



15 Mayıs 2012 Salı

Devam Eden Üzüntüden Demler

  Odama girdim ve sonsuza kadar çıkmak istemiyorum. Eğlence, ışıltı parıltı ve esrik bir dünya.
 Aylar sonra bu gün sosyalleştim. Yurttan arkadaşlarımla canlı müziğe gittik. Eskiye özlemim kadar şimdiki hallerimden memnuniyetim vardı. İyiydi hayat benim adıma. Durdum ve artık içimin karardığına kuvvetlice bir kanaat getirdim. Annemi de anlamaya ve hak vermeye başlamam işlerin daha da ciddileştiğini gösteriyor ki eyvahlar ola. 

 Annem dedim de. Malum akşama kadar bekledi ki arayayım anneler gününü kutlayayım. Ben de teknolojiden faydalanıp mesaj attım. Bu tarz günlerin benim sevgimi göstermekte etkisi olmadığını şirin bir dil ile anlatmaya çalıştım. Yine de sen mutlu oluyorsun diye anneler gününü kutluyorum deyip ikimizin de gönlünü ettim. Elbet bir gün bunu anlatmayı başaracağım diye de ekledim. Başa kakmak deyimi burada geçerli midir? :)

 Aylardır ev alma telaşesinde muhtariyem. Aldı alacak derkene son bir ev de karar kılınmıştı. Ben de İstanbul'a gittiğim vakit görmüş idim. Bu ev işleri sakat işler, sıkıntılı işler. Akrabalardan uzak durulması gerektiğini bir türlü anlatamıyoruz babamla. Ki burada benim felsefe dünyama girersem çıkamayız bu gün bu işin içinden. Zaten bu mirastı, hak, hukuk meseleleriydi pek canımı sıkar oldu. İnsan en yakınındakinin hakkına giripte başına bir şey geldiğin de "biz kimin hakkına girdik bir kusurumuz yoktu" şeklinde yakınmalar... Burada susmak da kızılası bir durumdur fakat, hakkına girilen hallerine acıyor. Başarıyı, mücadeleyi neden çekemezler ki? Fesatlık senden başka kime zarar verir bir düşünsen. Hatta kimyasallarla kandırdığın bir beynin olacaksa taşıma onu deyip özetlemek istiyorum. İçimde kalan öfkemi oraya hapsediyorum ki zararım yine kendime olsun.

 İnsanın kendini kandırması için kimyasallara da ihtiyacı olmayabiliyor. Durup düşünüyorum fakat çıkamıyorum işin içinden. Arkadan konuşmak bana ne katacak? Üstün mü olacağım hakkında atıp tuttuğum kişiden bu şekilde. Atıp tutmaya da gerek yok olanı söylese de sahibine ulaşmadıkça ne yararı var? Zararı kendine bu vatandaşın. Eleştirdiğini üstüne giymiş de haberi yok, zavallı.

 Taktım efendim bu gıybet meselesine. Üzüntüm çok fazla. Keşke kendi adıma da üzülebilsem. Ne aşağılık bir konumdur bu. Ne kadar kara. Kendine nasıl yakıştırır insan bu çirkinliği. Bu kadar mı kör olmuş gözler?!

 Benim derdim elbet geçecektir. Keşke ben kadar kolay kurtulabilse o da. Gelse yüzüme de söylese, hatalı olan ben olsam.

13 Mayıs 2012 Pazar

Deliler Günü

 Efendim pek muhterem annelerin günü ile ilgili bir kaç kelime not düşeyim dedim. Hala üzgün ve kırgınlığım hat safhada olduğundan duygusallığa yer olmayan ben de üstüne bir de acımasızlık eklendi. Her ne ise konuya döneyim ben.

 Ne yani ben şimdi annemi bir gün mü seviyorum demiyorum. Demiyorum demiyorum ama bunu diyenlere pek uzak olduğum da sayılmaz. Manâsız bir gün baştan aşağı. Anneler günü ve bütün özel günler.

 Telefonu elime alıp da klişe bir kaç söz ile ölçülecek olan sevgiye ihtiyaç duyulması ne acı! Değeri ölçülebilen hediyeler... Veya değeri ölçülemeyen sanılıpta bu güne has toplumsal baskılardan dolayı yapılan bir takım eylemler.

 Şimdi bu tarz özel günler de özel günümüz anne olduğundan örneğimiz de anne üzerinden olacak ki annesi hayatta olmayanların yok yere yaşadıkları var. Var oğlu var...

 Şimdi yazdıklarıma bakınca da pek bir boş görünüyor. Kafamdakileri aktarmakta sıkıntı çekmem kızgınlığımdan ötürüdür affınıza sığınaraktan.

 Deliye her gün bayram misali her gün anneler günüdür efendim.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Ben Adına

 Yorucu bir günün ardından cama vuran yağmur sesi ile kendi çukurumda boğuluyorum.
 Hep mi iyi giden şeylerin ardından üzüntü gelecek.
 Lafı eveleyip geveleyesim var fakat fanatizm uğruna saçmalayanların buna değip değmemesi söz konusu.
 En bencil yönümden sesleniyorum. Zararım kendimedir.
 Görüyorum ki benim zararım kendimi de aşıp arkamdan dillere düşmüş.
 Üzüldüm çok.
 Üzüntüm olay adınadır.
 Önemsediğim kadar önemsendiğimden aptal muamelesi ile karşı karşıya geldim. Aptal olanın ben ve benliğim olmasını yeğlerdim.
 Söylenecek çok söz vardır belki, belki de düşünülmesi bile zarardır.
 /Ben yine de inanarak söylüyorum ki: "Mükemmel bana özeniyor."
 Afiyet olsun./

9 Mayıs 2012 Çarşamba


 Gönderme yapmaktan hoşlanmasam da
 Yerini bulmasını umut ediyorum.

Resim, Bitmiş Numarası Yapıyor

 Kaldığım yerden acemiliğe devam edebilirim.
 
 Artık resimde de kendime bir şeyleri kanıtladığıma göre rahat edebilirdim. Ama nerede... Gün geçmiyor ki kendime uğraş bulmayayım. Bu hâller yine bir şeyleri geçiştirdiğimi hissettiriyor bana.. Tûba hazırlıklı ol, bir sinir krizi daha kapıda galiba. :)

 Çocukluğumdan beri içimde yaradır, sesim güzel olsa da şarkı söyleyebilsem. Bu durumu annemin, sesin güzel olsaydı konservatuara gönderirdim seni ama tiyatroya göndermem şeklindeki düşünceleri daha da perçinledi. Bence burada tamamen blöf yapıyor. Öyle olsaydı başka bir kulp bulacaktı.

 Müzik herkesin hayatında var olduğu kadar benim hayatımda da var ama inadına etrafımda sesi güzel olan insanlar olmak zorunda mıdır? Kuzenimden tutun okuldaki sıra arkadaşlarıma kadar.(Fatmanur burada seni kastediyorum. :) Bu benim imtihanım biliyorum. Oda arkadaşlarımın da sesi güzel oldu bahtıma. Ezgisel bir harf bile çıkarmıyorum desem yeridir artık. Utanıyorum yahu. :) 

 Nereden edindiğimi şu an hatırlayamadığım bir bilgi var ki yüreğime okyanuslar serpiyor. "Her insanın sesi güzeldir, o sesi ortaya çıkarmak gerekir" diye, sanırım tiyatro hocam söylemişti. Geçen yıl bir ara kalkışmıştım  bu işe fakat daha zamanı var diyerekten bıraktımdı. 20 iken 21 oldum sesim ne kadar da fazla oturmuştur ama..! En azından kendime mırıldanabilsem yetecek. Bir de ben mırıldanırken bu şarkıyı kim söylüyordu Hamide diye sorulup cevabını verdiğimde, bırak o söylesin yanıtını almak nasıl acıtıyor bilemezsiniz. Tamam biliyorum çok fazla abartıyorum ama önce beynimde bu işin ne kadar mühim olduğunu kabul etmem lazım ki uğraşacağıma değdiğini hissedeyim ve gerçekten iyi bir sonuç elde edebileyim.

 Bu beyin de ne enteresan bir bir bir... ne?

 Şiir bana kapıyı araladı. Farklı bir tarza kayıyorum herhalde. Daha anlaşılır diye düşünüyorum. Bu kadar çabuk beklemiyor fakat çok istiyordum. Dilek hakkım olsa başka bir şeye kullanırdım ama. Eninde sonunda yazacağım, bulaştı bir kere bu işe elim. Kendi çapımda çok berbat da olsa yazdıklarım, zihnimdekiler kelime öbeklerine dökülecek. Zaten her saniye yazıyor hiç bıkmadan.

 Yaz da geldi. Yağmur yağacak diyorlar, burada kırkikindi yağışlarını seviyorum ben. Bursa'ya gitsem diyorum bir de. Kuzenimin bu yıl okulu bitiyor, fırsatım varken gezerim. 

 Son olarak, bütün özel günleri kaldıracağım, eğer bu şansı elde edebilirsem. Ne manâsız! 

5 Mayıs 2012 Cumartesi

İnada Küsmenin Vakti Gelmiş

 Ha yıkıldı ha yıkılacak olan binanın içinde şu günler de kendimi sanata verdim ben yine. Giderken eserler bırakarak unutulmamak adına. Sanki hatırlanınca, bilinince ne olacaksa. Bir de benim yaptıklarımın eser boyutuna alınması da ayrı bir tartışma konusu tabi.

 Yazım konusunda duraklama yaşadığım blogdaki sakinlikten de belli oluyordur. İlhamım kendini başka dallar da gösteriyor. Kızıyorum ona. Bolca okuyorum ama yazmaya gelince artık kendimi tekrar ettiğim düşüncesiyle bırakıyorum. Evet evet kendimi tekrar ediyorum ben artık şiirlerim de. Aslında şu "Anlatmak İçin Aşk" yazımın ikincisine yeltendim geçen gün. Yine çok keyif aldım ama yayınlamak konusunda hala tereddütlerim var. Düzenleme de yapmalıyım. Bir de yakın bir dönemi anlattığından sakıncalı da bulmuyor değilim. Ben hep odunsu olacağım ya karşımda benden daha odun olunca yediremiyorum. Fena halde gurur yapıyorum.

 Şiir bana ne zaman gülecek bilmiyorum. Ama bir an önce gülse de sınavların olmadığı dönemi değerlendirebilsem.

 Gelelim ilhamın kendini gösterdiği yöne. Acemi olarak takılacağım resme fena halde kafayı taktım. İnada bindi, illa kendimi tatmin edecek bir çizim elde edeceğim. Bazen iyi hoş bu inat da yine de zararı yararından fazla. İyi çizeceğim diye oturdum iki gün boyunca uğraşıp pek değer verdiğim yazar ablamın profilindeki resmi çizdim. Sonra tabi berbat buldum ben ama, o yazılarından birinin sunumunda kullandı sağ olsun. Üstüne bir de ödev niteliğinde resimler gönderdi. Seç beğen çiz diyerekten. Nasıl çizeceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Bence yeteneğimin olmadığı ortaya çıkacak. Eyvahlar olsun.


İnadımın eseri..!

3 Mayıs 2012 Perşembe

Deprem ve Nişantaşı

 Bayat haberle geliyorum. Yine deprem, güzel deprem. Suyu çıktı yazma artık Hamide diyorum. Diyorum ama sonrasında bu anları not etmeliyim düşüncesine yeniliyorum. Kendime Hamide demenin hoşuma gittiğine kanaat getiriyorum. Deprem olurkene ne düşündüm diye yokluyorum beynimi fakat cevap alamıyorum. Hareketlerimden yola çıkıyorum...

 Siyasal Düşünceler Tarihi dersinde pek sevgili Akkaş hocamız anlatıyor. Akkaş hocamın adı geçipte iki kelam etmeden olmaz. Dersini dinlemekten büyük keyif alıyorum fakat sınavlarında hiç anlaşamıyoruz. Mağdur olan ben oluyorum fakat yine de mağdurum demeyi doğru bulmuyorum. Çünkü çok şey öğreniyorum. Ve yine hocamız bir konu anlatırken ben de pür dikkat onu dinliyordum. Öğrencinin biri bir şeyler söylerken hocanın yüzünde bir değişme oldu ve ben anında hissettim, salise farkıyla sınıftaki herkes hissetti ve hiç ses yok. Bekliyoruz bitsin ama mübarek uzun da sürdü. Telefonumu aldım elime bekliyorum, sonra durunca masaya tekrar bırakıverdim. Ölmez de sağ kalırsam kahraman olacaktım teknoloji sayesinde. Bir de o kadar inandım ki buna acayip tedarikliyim en ufak bir dökülmede gireceğim masanın altına. :)

 Bittiğinde sınıftan çıkmadık. Önce korkudan bahsedildi, hoca Afyon depremini anlattı bize. Yaşadığı bir anısını uzun uzun anlattı sonuna geliyordu ki, sınıfın kapısı çaldı. Bir öğrenci "hocam okulu boşaltıyoruz" deyince çıktık. En son çıkanlar arasındaydık sanırsam.

 Fırsat bu fırsat diğer dersi ekip geldik. Yurda geldiğim de iki tane daha hatırı sayılır büyüklükte oldu. Artçılar sürekli oluyor zaten hissetmediğimiz oluyor bağışıklık kazandık artık.

 Oranları da öyle çok büyük olsa bari. 5.1'di ilki diğer ikisi 4.4'tü. Kandilli'nin yalancısıyım. :)

 Ve yineliyorum Uşak, Simav'a Kütahya Merkez'den daha yakın. Uşak'ı anan yok. Biz de hissediyoruz işte. Burhan'ı andım şimdi. Ben de Nişantaşı çocuğuyum. :)