25 Eylül 2011 Pazar

DÖNÜŞ

 Sakin bir cumartesiydi dün. Bir o kadar hüzünlü. Bir önceki gece oda arkadaşımla birlikte odamızda kilise atmosferini anlamaya çalışırken uykumdan vicdanımı teselli edici fikirlerle uyanmıştım. Gereksiz olduklarını ayıkınca fark ettim. Zira insan geceleri daha bir duygusal oluyor. Vicdan fazla mesaide başının yastıkla birleştiği yerde.

 Kahvaltımızı aldık ve mutfağa geçtik. Televizyonun kumandasını aldım elime ve kanalları gezinmeye başladım. Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray ve yakışıklı jönü Kadir İnanır'ın filmine rastladık. İzlememek büyük kayıptı. Her ne kadar duygularımı kazandığımı düşünsem de pek bir yol katettiğim söylenemez. Göz yaşlarının hakim olunamadığı sahnelerde izleyici olarak psikolojik tahliller yapan bir beyne sahibim. Yazıklar olsun!

 Düşene vurmak kolaydır derler. Düşeni korumak da zor görünür fakat o da kolaydır derim ben. İbrahim kurbandır sisteme. Gülcan neye kurban? İsmail Hasan iffete kurban. Peki ya Öğretmen? Sorularımın cevabı bir tek gerçeği gösterir. İnsani duyguların sömürülmesi medeniyetle engellenecek şey değildi. Medeniyeti algılayış ise gaz lambası kadar masumane. Bir nefesle ya sönen ya da kül edendi.

H`islenen K`adın


Kahvemin telvesine vuran güneş,
Nemli kumsalına götürür seçimlerimi.
Bir bebeğin kirpiklerinde seyir sanrılarında,
Fikirlerinde raks eder bedenim,
Karanlığın karasında...

İdrakimin ezber serzenişleri sanadır,
Güneşli Ağustos akşamlarında.
Sustur gözlerini ahlakına yandığım adam!


Ömürlük bir dakika ela renginde
İndirme sakın o çerçeveleri, kâinatım kararacak.
Kandırılmış mıydı fikrim, yoksa hissim mi, beni aldatan
Bir ihtimal, gözlerim miydi yanılan?
Tüm somutluğuna inat…

Yürek çeker tenden önce.
Göz kapaklarında bilinenin merakı…
Soluksuz kasılmaları tadamamış sol omuz altı.
-Anlatmayacağım, bakmayışındaki iltifatı-

Üçüz yaşanan şizofrenik sancılarda
Panzehir niyetine sonbahar,
Bakmakla görmek arasında yaşantın var.

Cehaletin cehaletle örtüldüğü dünyanın yarım çocuğu.
Aşağılanmışlıkla yoğrulmuş gayretlerinin silsilesi.
Deniz kokulu sözlerinden umut ver, der gibi
Ezgilere küstüren elvedalara savurma beni.


Hamide özdemir

20 Eylül 2011 Salı

Herkes-miş!

 Bir kaç aydır "yazmaya" çalışıyorum. Yazdığım her dönemde de sadece 'çalışıyor' olacağım. Yakaladığım ilk fırsatta da kendimi anlatmak gibi bir gayem olmadığını söylüyorum. Bunu daha çok dize gelmeyen dizelerimle anlatmaya çalışıyorum. Ne kadar doğru tartışılır.Lafı dolandırmadan söyleyipte çekip gitmek istediğim yazılarım da oluyor, anlatmakta eksiklik duyduğum yazılarım da.
 Kimse benden kibarlık beklemesin diye isyan ettiğim çok oldu reel yaşamımda. Özel gün kavramım yoktur. Bir tebrik iletmeyi, aramayı vs. gereksiz buluyorum. Bu duygunun neyden kaynaklandığı konusunu sevgili psikiyatrlara bırakıyorum fakat dizi takip eden bir çok insanın aklına gelen ilk teşhis doğrudur. İçten edilmeyen bir tebriğin anlamsız olduğu kanaatindeyim. Bazen kabıma sığamaz durumlarım da olur bu hususta. Daha sonra formaliteden de olsa edilen bir tebriğin ne kadar çok mutlu ettiğini görmek utandırıyor beni bu fikrimden. Sonra müthiş bencil biriyim yani herkes kadar. Ukalalık vazgeçilmez bir kaçış yoludur benim lisanımda. Herkes kadar sevmeli, herkes kadar küsmeli, herkes kadar gülmeli değil mi?
 Sonra.. Sonra tanımlara kavramlara sıkışmalı ve taşmamaya özen göstermeli. İdeal olanı belirleyen kuralların belirleyicisi ile aranı hep iyi tutmalı. Yalakalık iyi niyet diye adlandırılmalı.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Ayrılık vakti mi dersin an?

Ben galiba insani duygularımı tekrar kazanıyorum. Buna benim için ne kadar kazanç denebilirse tabi. Harika bir yaz tatili geçirdim. Harika anlar yaşadım. Hep istenen ve hayal edilen. Ve bitmesinden dolayı şuan üzüntü duyuyorum.
Dün yorucu bir günün bitimine doğru diş doktorları misafirimizdi. Bir önceki akşamdan annemle birlikte birbirinden lezzetli ikramlar hazırlamıştık. Ve çay. Bir karadenizli olarak olmazsa olmaz diyebileceğim şeylerden biridir. Oturduk hoş muhabbetler ettik. İş hayatını özlemişim dedim ve dediğim anda bu fikrimden vazgeçtim. Rahattım böyle tadını çıkarmalıydım. Misafirlerimizi yolculadıktan sonra bavulumu hazırlamaya koyuldum.  Annem hiç yardım etmedi. Ne bencil kadın yahû. Çok üzüldü.:) Kıyamadım bende tabi. Birbiri üstüne eleştiriler yağdırdı sesimi çıkarmadım. Onunda tepkisi böyleydi işte. Daha sonra yattık. Daha doğrusu ev halkı yattı ben uyuyamadım. Kardeşime gözüm takıldı bir ara. Melek…
Sabah erken kalkıp hazırlandım ve servise binip otogara gittim. Otobüsü beklemeye başadım. Geçikecekmiş otobüsüm. O sırada otogardaki insanlar dikkatimi çekti ve bir tanesi biraz fazla dikkat çekici idi. Giyimi ile abartılı bir bayandı gördüğüm. Bir süre sonra telefonu çaldı. O sesin o görünüşten geldiğine inanamadım ve kafamı çeviripte bakamadım da. Konuşmalar şüphelerimi doğruladı. Cinsel tercihini farklı yönde kullanan biri idi. Gözlemlemeyi çok istedim fakat bakamadım. Yanlış anlaşılmaktan korktum. Konuşabilmeyi, muhabbet edebilmeyi istedim ama cesaret edemedim. Hayatı algılayışı neydi bilmek istedim. Pardon dedi o ses bana doğru. Döndüm ve baktım yüzüne. Güneş gözlüğü olduğundan göremedim gözlerindeki sözleri. “Saatiniz kaç acaba” dedi. Bende içimde önce konuşmasına izin verdiğim yargılarım yüzünden olsa gerek kısık bir sesle 1:20 dedim. Duymadı tabi ki “efendim?” dedi. Bende ikinci defa o yargılara itibar etmeyerek tebessümle 1:20 deyiverdim. Bir süre sonrada otobüsü geldi ve gitti. Ben yine beklemeye devam ettim. Berbat bir yolculuk geçirdim sonrasında.
Ve son olarak.
Uyanık geçinmekten de yoruldum, uyanık olmaktan da.

13 Eylül 2011 Salı

Bütün Suç Lidyalıların

Benliğin enginlerinde gezen birine konuşmanın verdiği rahatlatıcılıktan mahrum ettiğim suskunluğum bile faydasız. Bakışlarım yine muhtaç sistemine yandığımın adaleti.
 İsyanım sistemedir. Seçkilerim olmayan yaşatılanlara. Lidyalıların icadına. İblise tapan kalplere. Egonun sonsuz zaferine. Nefsin iktidarına.
 İnsan kime denir sorusu geliyor aklıma. Devlet hastanesinde kontrol için kapısına gidilen ve burada bakmıyoruz sözleriyle özeline davet edendir. Şikayetlerini dile getirdiğinde de müslüman geçinip din dersi verendir.
 Yasal olmayan bıçak parası yüzünden ameliyata girmeyen doktor da insandır. Milyon dolarlık villasında sefasını sürer.
 İşini gördürmek için yağcılık yapan hasta da insandır. Bencilliğe sözlü destek de gereklidir kulakları da tatmin olmalıdır süper hekimin. Çekinmeden söylüyorum yağcılar, ne hikmetse kedi yavrusu gibi üremektedirler her eşikten.
 Sessiz kalıp kaderine razı olanda insandır. Mucize bekler olanca cehaletiyle.
Bilgini de susturulur işte. Araya muhtaçlık girmiştir. İlim silah olmuş muhtaca çekilen.
 İnsan söyle bana insan kime denir!