29 Mart 2012 Perşembe

Sümbül, Deprem ve Buluş Üçlemesi

Efendim Uşaktan bildiriyorum. Deprem oldu saat 13:13'te.

 Öyle odayı toparlar iken Tûba "sümbül ucundan çiçek açmış" dedi. Çocuklar gibi sevindim vallahi. Renk geldi hayatıma derkene ben ayakta idim Tûba oturuyordu. Deprem oluyor dedi. Baktım su sallanıyor ardından lamba. Tûba: "Hayatımıza tektonik de olsa bir hareketlenme geldi." dedi. Haklı şimdi ne diyeyim. :)

 Ufak çaplı idi belirteyim. 4.2 diyor kandilli. Bir de Uşak'ın adı hiç anılmıyor ama biz de yaşıyoruz o anları biline.

 Ben de bir kaç saat sonra annemi aradım. Ne yapalım sallanıyoruz öyle deyince anlamadı. Sonradan anlayınca korktunuz mu gibi sorular birbirini izledi. Korktuk diyemedim. Korkmadık da diyemedim değişik bir durum oldu. Annem şimdi saat başı bir bahaneyle arar. Kontrol için aradığını ikimiz de biliyoruz fakat niyeyse şunun için aradım, bunun için aradım diye eklemeden kapatmıyor telefonu. :)

 Ve bir de uzun zamandır aradığım bir yazar vardı sitelerden birinde görmüş idim. Sonra kayboldu ortalardan. Bu gün buldum onu. Hemen mesaj attım o mu değil mi diye. Ufak bir karşılıklı soruşturma ile sonuca bağlandı. Aradığım kişi imiş. Çok mutlu oldum.

 Dersler var bir de. Çok çalışmam gereken. İstek var bu sefer. Sınavların tarihi belirlenmedi henüz. Yakındır. Vizeler beklemesin beni. Bekleyince iyi olmuyor. Ben çat kapı gideceğim. :)

 Güzel kalın...

27 Mart 2012 Salı

Oy Sümbülüm

 Yazayım, yazayım, ne yazayım. İyilik, güzellik yazayım. Geçecek olan sıkıntıları nasıl geçiştirdiğimi yazayım.

 Terapi niyetine kendime sümbül aldıydım geçenlerde. (Kaktüs almaya girip sümbül aldım. Ne kadar rahat yalan söyleyebiliyorum bakın.) Kaktüs aslında iyi bir seçim olurdu beni anlatmaya. Zira hep dikenlerimle dolanıyorum. :) Radyasyon için ortamda bulundurmakta yarar olduğunu duymuştum bir yerlerden.

 Sümbülümden bir tanesi açmış solmaya doğru yol alırken alttan yeni bir tane açmaya başlıyordu. Durdum, solanı kendime yeni açanı kardeşime benzettim. Suyunu verdim, arada bir esince kokusu geliyordu. Yarı çürük yarı mis...

 O küçücük kabın içinde durmasın dedim toprağı da yetmemeye başladı gibi geldi. Aşçımız Faden abladan toprak istedim saksıyı da yanında verdi promosyon niyetine. Yurdun balkonunda boş boş duruyordu zati. Geldim bir hevesle saksının içine kendi toprağıyla beraber ektim sümbülümü. Suyunu da koydum, güneş alsın biraz da diyerekten camın önüne yerleştirdim. Ama yapraklarının dibindeki sarılık gözüme çarpmadı değil. Çiçeklerin içinde büyümüş bir çocukluğa sahibim fakat çiçek bakımı ile ilgili ayrıntıları hiç hatırlamıyorum. Konu aşk olsa kesin hatırlardım diye kendime azar attım. İnternetten elbette okudum. Ama öğrenemedim çiçeğin yanında üzüntülü durmamam gerektiğini, hiçbir yerde rastlamadım bu bilgiye. Sonra çiçekte benim gibi adapte olamadı yeni kabına. Tam açtı derken yarıda kesildi ve git gide soldu, cama dayandı iyiden. Bu gün oynatmam ile eğilmesi bir oldu. Bir canlının yaşamına istemeden son verdim.

 Sonra ona yüklediğim umudu taşıyamadığında karar kıldım. Bana yüklenen umut kardeşimi de soldurdu. Hepsi bir zincir halinde düştü önüme. Ben yine beni üzecek şeylerden uzak durmaya karar verdim.

 Parmakların ve ben küskünüz.
 Gülmek ve ben hasret.
 Umudum ve ben sümbül.

14 Mart 2012 Çarşamba

Zaman Taş'ımı

Haksızlık var ise yetkili kurumlarca gereği yapılmalı.
Akşam okuldan gelip haberler eşliğinde yemeğimi yiyorum.
Ankara'da adliyenin önünde bir takım ideoloji sahipleri sloganlar eşliğinde protesto halindeler.
Polislere savrulan taşlardan bir tanesi bir habercinin başına gelmiş! Ne farkı kalmış protesto ettiğinden.
Senin benimsediğin ideolojin batsın! Ki ömrünün de çok uzun olacağını sanmam. Değişim kaçınılmaz.
Siyaset konuşmuyorum, takip etmiyorum.
İnsaniyet boyutundan bakmak istiyorum yaşananlara. İçler acısı! Bunun kararını da kendim veriyorum. Küçücük aklımla. Kalem benim elimde!

Not: Siyaset güzel bir şeydir.

6 Mart 2012 Salı

Bitmeyen Dünlerim

Baktım ki blog yazmayalı bayağı olmuş. Şarkıydı, şiirdi geçiştirmişim. Olmadı, hiç yakışmadı bana bu durum. İki kelam etmeli diye geçtim tuşların karşısına.


 Kalıplardan bahsedip duruyorum. Beni o kalıba koymayın buna koymayın diye isyanda bulunuyorum. Bulunuyorum da ne oluyor, ne değişiyor? Hiç.


 Az evvel annemle konuştuk. Pınar'ımın öğretmeni ile görüşmüş. O gün meleğim öğretmenden azar yemiş suçsuz yere. Yanındaki arkadaşına "suuussss!" diye isyan etmiş yavrum dayanamamış artık. Öğretmen de kimden geldi o ses diye sorunca bütün herkes yavrucuğumun üstüne gitmiş. Ağlayarak annemin yanında bulmuş kendini. Pekte kırılgan meleğim.


Öğretmenle olan görüşmelerinden annem bir kesiti anlatırken benim şu şarteller hiç dayanıklı değil hemen atıyor. "Neden Betül gibi Ahmet gibi olamıyormuş. Olabilirmiş, o kapasiteye sahipmiş." 'Bunu söyleyen bir eğitimci' safsatası yapmayacağım, faydasız. Yıllardır bu duruma karşı koyamadım, pek zavallı kardeşim de koyamıyor. Betül gibi Ahmet gibi olmayacak benim kardeşim demek vardı ya onlardan ne farkım kalacak o halde. Öğretmen ne derse doğrudur düşüncesine nasıl karşı gelebilirim bilemiyorum. Farkındayım cahilliğim ve fevriliğim var. Konumum ufacık hatamı kabak çiçeği gibi ortaya seriyor. Sonra uğraş dur.


 Teori: Düşünceler karaktere yansır. Pratiği takan kim!?Karakter ile düşünce farklı şeyler yapmayın, etmeyin!


Takıldım kaldım ben şimdi. Çocukta o kapasite olmasa ne olacak veya başarılı olunca ne olacak?
Konuşmanın sonunda benim kıyaslanmadığım sonucu şu lanet dersleri geçemediğim iddiası gelince biricik annemden, konuşmayalım n'olur deyiverdim. Yazık ki ne yazık. Kıyasladığını göremeyecek kadar körelmiş, köreltilmiş.


Ben vazgeçiyorum bu sisteme direnmekten. Diyorum ki ben yapamıyorum sorun bende. Aynı şartlar altında birçok kişi ile kıyaslandığımda taşa tutulmalıyım. Ee şimdi ne olacak? O vakit ölüp kurtulmalıyım. Kişisel gelişim uzmanları: Hayat yaşanmaya değer ve güzel. Bu işte başarılı olmayabilirsin fakat başka yönlerini açığa çıkarmalısın. Hiçbir şey için geç değildir. Bıdı bıdı...


Dalmalarıma geçeyim ben en iyisi. Hayat bana derin mi derin. Yoğun düşüncelere dalıyorum. Tûba kapıyı açıyor veya bir şeye dokunuyor bende bir ürkme hali. Yerimden hoplamalar ve ardından gelen tuhaf ünlem ifadeleri ve nidaları.


 Ne düşünüyorum ben bu kadar? :)


Arabesk bir başlıkla sonlanmalı bu yazı. Sonrası iyilik, derinlik işte.