27 Mart 2012 Salı

Oy Sümbülüm

 Yazayım, yazayım, ne yazayım. İyilik, güzellik yazayım. Geçecek olan sıkıntıları nasıl geçiştirdiğimi yazayım.

 Terapi niyetine kendime sümbül aldıydım geçenlerde. (Kaktüs almaya girip sümbül aldım. Ne kadar rahat yalan söyleyebiliyorum bakın.) Kaktüs aslında iyi bir seçim olurdu beni anlatmaya. Zira hep dikenlerimle dolanıyorum. :) Radyasyon için ortamda bulundurmakta yarar olduğunu duymuştum bir yerlerden.

 Sümbülümden bir tanesi açmış solmaya doğru yol alırken alttan yeni bir tane açmaya başlıyordu. Durdum, solanı kendime yeni açanı kardeşime benzettim. Suyunu verdim, arada bir esince kokusu geliyordu. Yarı çürük yarı mis...

 O küçücük kabın içinde durmasın dedim toprağı da yetmemeye başladı gibi geldi. Aşçımız Faden abladan toprak istedim saksıyı da yanında verdi promosyon niyetine. Yurdun balkonunda boş boş duruyordu zati. Geldim bir hevesle saksının içine kendi toprağıyla beraber ektim sümbülümü. Suyunu da koydum, güneş alsın biraz da diyerekten camın önüne yerleştirdim. Ama yapraklarının dibindeki sarılık gözüme çarpmadı değil. Çiçeklerin içinde büyümüş bir çocukluğa sahibim fakat çiçek bakımı ile ilgili ayrıntıları hiç hatırlamıyorum. Konu aşk olsa kesin hatırlardım diye kendime azar attım. İnternetten elbette okudum. Ama öğrenemedim çiçeğin yanında üzüntülü durmamam gerektiğini, hiçbir yerde rastlamadım bu bilgiye. Sonra çiçekte benim gibi adapte olamadı yeni kabına. Tam açtı derken yarıda kesildi ve git gide soldu, cama dayandı iyiden. Bu gün oynatmam ile eğilmesi bir oldu. Bir canlının yaşamına istemeden son verdim.

 Sonra ona yüklediğim umudu taşıyamadığında karar kıldım. Bana yüklenen umut kardeşimi de soldurdu. Hepsi bir zincir halinde düştü önüme. Ben yine beni üzecek şeylerden uzak durmaya karar verdim.

 Parmakların ve ben küskünüz.
 Gülmek ve ben hasret.
 Umudum ve ben sümbül.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder