16 Aralık 2014 Salı

Antidepresan Uykusu


 Yorgunum...

 Neyi, kimi istediğimi bilmeden debelenip duruyorum. Çok mu lazım sanki aitlik hissi. Öğretemedim ve anlatamadım kimseye. Kendime aitim. Ama sadece kendime.

 Şimdi böyle serzenişte bulunurken adamın biri çıkıp gelse "benimsin ulan" dese şu hallerimin esamesi bile okunmaz buralarda. Atarım kendimi kollarına uğraşıp dursun kuruntularımla. Valla da bıktım kendimden. Annesinin cici kızıyla içimdeki büyümeye yüz tutmuş kız çocuğu çatışıp duruyor. Ciddi düello var. Hakem de çok katı.

 Düşünüp tepinirken 2 yıldır hayatımda hüküm süren şu uyku problemini halletmeye karar verdim. Bu sabahlamalar canıma tak etti. Otuzaltı saat uyumadan niye durur insan? Devlet hastaneleri tasvir etmeyi en çok sevdiğim mekanlar. Aklıma gelmişken bir şey daha akışıyla anlatıyorum meseleyi. Geçen hastalandım. Grip işte. Aile hekimine gideyim yakınken. Kaydım İstanbul'da ama Uşak'ta ikamet ettiğim mahalleye bakan hekime gitsem bakar herhalde diye düşünüp omuzlarımı düşürdüm gülmekten kapanmayan ağzımı da alıp girdim odasına.

-(Gülümseyerek.) Kolay gelsin. Grip oldum sanırım.
-Adın?
-Hamide..... Burda kaydım yok. Öğrenciyim.
-Yoksa bakamam. Ben sana bakacağım ücretini İstanbul'daki doktorun alacak. Bakmıyorum. (Kafa camdan dışarı doğru çevrilir.)
-Peki. (Henüz idrak edemedi)

İnanamadım. Çıkıyorum ama ayaklarım geri geri gidiyor. İlmine saygım gani. Anlam da veremedim. Zaten hastayım. Tebessüm etmenin dışında hiçbir şeye takatim yok. Kendi kendime bakamam dedi diye diye doğru acile ilerledim. Doktorlarla imtihan oluyorum sanırım şu hayatta. Bir hafta istirahat ettikten sonra kendime geldim. Neyse asıl meseleye geleyim.

 Uyuyamadığım günün sabahı kalkıp doğru psikiyatra gittim. "Gel hanım kızım" dedi. "Uyku sorunum var. Ya çok uyuyorum ya da hiç uyuyamıyorum" derkene yazıverdi ilacı. Bu muydu diyorum içimden. Giren hasta onbeş dakikadan önce çıkmıyor içerden. Benimki iki dakika almadı ya la. Sonra düşündüm kapıda bekleyenleri. Nasıl bir gerginliktir. Ablanın bir tanesi beni gözlerini saniye ayırmadan inceledi. Düşündüm. Derin düşüncelere gark oldum o an. Hep delilerin normal insanlar olduklarına inandırmıştım kendimi. Bütün bu insanlar çıldırmış biçimde hayata uyum sağlamaya çalışıyorlar ben de bunlara dahilim diye. Deliler erdemli, deliler bilge, deliler akıllı diye deliler diye düşünmüştüm. O abla konusunda şüphem var. Benle göz göze gelince bir iki saniye daha bakıp gözünü kaçırdı. Mimiğime kadar göz hapsindeydim. Sonra kapının önünde bekleyen bir teyze sırasına daha bir sürü kişi olmasına rağmen her çıkanda kapıdan hemşireye ben mi geliyorum diye sorup durdu. Ergenlik sendromundan kolundan kan alınıp gelen bir kız çocuğu da sebepsiz yere ağlıyordu. "Allah'ım ben sadece uyuyamıyorum lütfen ama" dedim içimden.

 Uyku ilacını aldım alalı da sürekli uyuyorum. Biraz da hoşuma gidiyor bu durum. Misler gibi depresyonsa da yaşayacağım uykumda yaşıyorum. Uykusuzluk zor şey.

25 Kasım 2014 Salı

Tanımadığım Ten


 Susarak özlüyorum...

 Ne olacağım ben böyle? Eğlenceler çağırıyor beni içine içine içimden.

 Deli gibiyim. Nerede kalabalık var orada bitiyorum. İnsanlar ne mutlu. Bakıyorum kahkahalarına mutlular gibi lan. Ben de atıyorum ama aynı etkiyi oluşturmuyor iyi mi?

 Neyse oradan başka bir kalabalığa geçiyorum. Oradan da başka bir yere... Son durak odam yine. İki yıl öncesi her karesini ezbere bildiğim bu yer şimdi epey yabancı. Huzur her daim içinde. Bazen Şerifeee diye bağırıyorum birden o beni rahatlatıyor. Ruhsuz ve kısık bir efendim geliyor. Zavallı ev arkadaşım sınavlarla, takıntılarla, gelenek görenek, toplum kabulü gibi kavramlarla kafayı bozmuş durumda. Kendisi dışında etrafındaki birçok şeyi de kontrol edebileceğini zannediyor. Bunun için de ciddi çaba sarf ediyor. Hakikatli üzülüyorum ona. Ne derdim varmış kızdan yana he.. Döküldü birden. :)

 Yüreği güzel insan. Her şey bir kenara gerçek gülüyor. İçten, samimi, tertemiz. Üzüntüsü gerçek. Kızgınlığı öyle. Hep kızgın. Kızacak ve söylenecek bir şeyleri her zaman bulabilir. Çok yetenekli bu bu konuda. Daha ne olsun.

 Sakinim sakin..

 Tanımadığım tenden sebep diyerek son veriyorum yazıma.


20 Kasım 2014 Perşembe

Çığlık Temalı Yazı

Uzun zaman sonra merhaba...

Aktif yapmaya karar verdiğim gün eski yazılarıma baktım. Ne çok sakin, ne çok dertli. Tebessümlerle okuyup, yazmayı bırakmayı birden isabetli görmüştüm. Arada bir içimde kopan tufanları küçük bir defterime not ediyordum. Hala ediyorum fakat içeriğinde hep karşı cins telaşı.

Geldim şimdi buraya kafam hayli karışık. Pür umutsuzluk. Değişenler, dönüşenler..

Ne yazayım, ne yazayım..

Mesela gülümsemeyi yazayım ve komşularımın şikayeti üzerine içine edilmesi kalsın avucumda. Nasıl hasetlik nasıl körlükse bildikleri. Çığırarak gülmeyi sahipleniyorum ben. Çığıracağım ve bunu gülerek yapacağım. Bağırarak tepinmek de istiyorum aslında. Ardındaki şaşkınlık ve sessizlik. Sanki misleri hissettirecek bana.

Afilli isimlerine karşı koyamayıp saçlarımı önce şarap sonra ateş kızılına boyattım. Yaptım diye de bir mutluluk saçma sapan. Bir şeyler sürekli yetmiyor aynı zamanda hep fazla.

Kalemimdeki pastan kurtulmak adına bir şeyler karalama çabası ancak bu kadar berbat bir sonuç verirdi bana. Neyse ısrarla yayınlayacağım.