19 Temmuz 2011 Salı

Gerçek Neydi?

 Nasıl bir gündü böyle! Geceden uyuyamamıştım sabah 1 saatlik bir şekerleme ile geçirdim tüm günü.
 Fatma/nuruma gittim kahvaltıya lise hayatımın anlamına. Önce bir dolu sitem etti neden blogumda ondan hiç bahsetmemişim. Assolistler en son çıkar bu yüzden sona sakladım onu. Yemeğimizi yedik ve biraz oturduktan sonra Beykoz'a Didem'e gitme kararı aldık (şu durumda assolist Didem olmakta:)). Beykoz benim İstanbul'da en sevdiğim yerdir. Yaşanılası yer.
 Nasıl başlasam bilemedim şu olaya. Otobüse gömleği lekeli bir genç bindi ağzının etrafında da kanlar vardı ve elinde bir poşet mendil. 20'li yaşlardaydı genç. Anlamaya çalışıyordum üzerindeki lekeleri ama bana arkasını dönük olduğundan göremedim pek ve birden yığıldı yere. Kendini kasmaya başladı. Ağzından kan gelmeye başladı ve kendini sıkıyordu. Sara nöbeti diye düşündü herkes. Şöfor Bey otobüsü durdurdu ve hemen müdahele etti. Normal nöbetlerden kısa sürmüştü bu yani daha önce başkalarında tanık olduklarımdan. Ve böyle kanlı olanı da görmemiştim daha önce. Dehşete düşmüştüm o an. Koltuğa oturttular genci zaten öyle her zamankinin aksine kalabalıkta değildi.Su verdiler biraz sakinleşti. Teyzemi almıştı bu hastalık bizden ve çaresi bulunamamıştı hala bu yüzyılda! Sonra genç rahatsızlık verdiğim için özür dilerim dedi otobüsün içinde değişik bir ses tonuyla. Ve bir şeyler daha söyledi. Ben duyamadım ameliyat kelimesi ilişti bir kulağıma. Herkes bir miktar para gönderdi. Bende verdim dehşetin vermiş olduğu vicdanı sorumluluğumla. Bir süre sonra genç inmenin yollarını aramaya başladı ve iner inmez de paraları saymaya.
Ben şimdi ayaküstü soyulduğuma mı yanayım insani duygularımın sömürülmesine mi?
Onu bu hale ne getirmişti acaba? Nasıl böyle taşlaşabilmişti kalbi? Nasıl da güzel becermişti rolünü? Belkide ufacık bir ihtimalde olsa gerçekti.

17 Temmuz 2011 Pazar

Nereden başlasam diye düşünürken piknik sonrasına ilişiyor gözlerim.
Şiir yazdığım sitelerden birinde biri ile tanıştım. Fikir alışverişinde bulunduk. Daha doğrusu alan taraf ben oldum daha çok. Mümkün olduğunca çok geliştirmeliyim kendimi. İslamiyet öncesi kavimlerin hükmünü merak ettirdi bana "Sofie'nin Dünyası". Sorumlu tutulmayacaklarını öğrendim. Ve daha bir çok ayrıntı. Buradan teşekkürlerimi iletiyorum kendilerine sorularımın saçmalığına rağmen beni aydınlattığı için. 
 Daha sonraki günlerde annemin iş yerini ziyarete gittim. Annemin iş arkadaşlarından Deniz ablam balayı tatilinden dönmüştü. Kendileriyle atışmayı çok severim bu arada. İlla bir şeylere karşı olacağım ya o da illa tezimi çürütecek ya. Yine bir süre atıştık. Kim haklı bana ne ben öğrendiğime alın terimle kazandığım tecrübeme bakarım. Deniz ablamı da yanaklarından öper buradan gecikmiş tebriklerimi iletirim. Eşine de selam ederim...

15 Temmuz 2011 Cuma

Bir bakış kadar uzağının arefeside
Uyutmayan sen düşüncesi.

Ey yar
Yar'endi, yare düşlerinde
B'izler inşa ediyordu geleceğe.

B'akamayan  gözler
Bır'akmayan yaşlar şahit
Sevgi yekta.

Hamide Özdemir

11 Temmuz 2011 Pazartesi

 Hala duyamıyorum ve hala dengem şaşık.
 Bu gün pazar ya evde erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamam meselesi gözden geçirildi. Adı üstünde pazar. İnanın binada bir tek bizim evden sesler geliyor sabah saat 8:00de. Sayın ev idare amiri Ayşe Hanım sağ olsun Kendimi bildim bileli üşenirim kahvaltı hazırlamaya. Zaten yiyemem de sabahları pek bir şey. Bunun üzerine de uzun bir vaaz verir Ayşe Hanım sağlıksız beslenmeden girip hastalıklardan çıkar. Geçirmediğim hastalık kalmadı sayelerinde. Neyse hükmüm kesin razıyım.. Tembellikse bu tamam. Ben kabul ettikten sonra neden her hafta aynı beklenti olur ve aynı konu gündeme getirilir anlamıyorum. Daha sonra pazar klasiğimiz olan temizlik faslına geçtik. Temizlikten sorumlu devlet bakanımız Ayşe Hanımın buna da diyecekleri oldu. Fakat beni de kendileri yetiştirdiğinden boynuz kulağı geçermiş misali ben söylendim kendilerine (hem suçlu hem güçlü de diyebilirsiniz daha önce de dediğim gibi düşünmek be/dava). Birazcık internetin başına oturdum. Gelen bir telefonla pikniğe gitme kararı alınmış. Fikrimi soran mı var. Bir de annemi inandıramadığım baş dönmelerim var.
 Fransa'dan gelen akrabalarımızla birlikte bir hayli kalabalık olduk. Ne oldu ne bitti pek farkında olamadım. Sanki bir cam kulenin etrafından tanık oluyordum yaşananlara.Yakar top oynadığımızda yardımcı oldu kulem bana ve yanmadım.  (Kardeşim'meleğim' ancak bu kadar çekebilmiş)
 Bu günü dinç geçirdim diyebilirim. Beni meleklerin dinç tuttuğuna inanmak istedim şuan:). Kısık sesle yapılan konuşmalara şahit olamadım ve benim meraklı yapıma ket vurdu bu ne acı.
 Hava kızıla çalarken eve döndük.

10 Temmuz 2011 Pazar

Geleceğime Aradan Bakarken...

Atasım var geçmişimi camdan aşağı
Ömür boyu minnetkarlığımı ekesim
Vicdanı rahat kötülerden olasım var
Rüyalar, sevinçler, gülüşler yazasım var.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Düşünmek Be/dava

 Önceki yazımda da bahsettiğim gibi birkaç gündür boğaz ağrısıyla uyanıyordum. Bu durum beni rahatsız etse de doktora gitmemekte ısrarlıydım. Yeterince vaktimi almıştı çünkü hastahaneler. Çocukluğumu almıştı benden. Hem... ayrıca güzel rüyalarda görüyordum sayesinde.
 Eski iş yerimi ziyarete gittim. Çalıştığım günleri anımsadım. Bir diş hekiminin yanında asistanlık yapmıştım yaz tatillerimde, kışınsa part-time çalışmıştım orada. İş hayatı tecrübem oluşmuştu. Daha sonrasında arkadaşım Çağla'ya oturmaya gittim ve akşam eve döndüm.Biraz internette takıldıktan sonra kitap okumaya karar verdim. "Sofie'nin Dünyası" adını sıkça duyduğum ve yeni okuma fırsatı bulduğum kitabı okumak için biraz daha beklemem gerekiyordu anlaşılan. Kulağımda müthiş bir ağrı. İşten geç gelen yorgun babamla birlikte hastahaneye gittik gece saat 01:00 sularında. Sıra bekledik (ki bu sıralar ömür törpüsüdür yavaş yavaş tüketir sabrınızı birde hasta iken katlanılmaz). Çeşitli yerlerden insanlar geliyordu acil servise. Bir tane genç 16-17 yaşlarında gözünün üstü patlamıştı. Gecenin o saatinde nasıl olabilmişti o hayret etmiştim doğrusu. Ne düşündüysem bulamamıştım o ağrının içinde. Beynimi meşgul etmeye çalışıyordum. Ağrılarımı hafifletir ümidiyle. Bir tane mahkum geldi sonra polis memuru eşliğinde. Arkasında bir bayan genç daha benim yaşlarımda. Genç adamın ellerine vurulmuş kelepçe insanların yargılarına rehberdi. Kim bilir ne suçtan giymişti o kelepçeyi. Hayatın sunduğu hangi sınavı geçememişti. Çoğu insanın baba parasıyla sağladığı geçimi o kazanırken yanlış yola sapmıştı belkide. Belkide başka bir suç. Kendine göre haklı sebepleri vardı kim bilir. Hakimin ona verdiği ceza hiçti bakışların verdiği cezadan. Gözükmesin kelepçem diye kollarını göğsünde birbirine bağladı. Ve öylece devam etti koridorda polis eşliğinde ve tabi arkasında kızla...
Sıra bana gelmişti. İçeri girdim ve doktordan şu sözleri duydum. "Sende güzelsin ayrıca" dedi yanındaki bayana. Yanındaki bayansa biraz alçak ve utangaç denebilecek ses tonuyla "teşekkür ederim" dedi. Elimdeki kağıtları uzattım doktora ama benim akıl nerelerde? Görev başında memurun sarf ettiği sözcüklere bak. Her neyse. Doktor şikayetimi sordu söyledim. Ağzımı açtım ve aa de dedi. Oldum olası komik gelmiştir bana bu aa de meselesi. Ufak bir gülümsedim. Ne gülüyorsun diye tersledi beni. Sesimi çıkarmadım bende bir daha. Senin yaptığından çok daha masum bir şey bu diyecektim de kulağımdaki zonklama ve babamın yorgun hali susturdu beni! Reçetemi alırken sordum bu gece uyuyabilecek miyim diye. Biraz rahatlatır bu ilaçlar seni dedi. Yalancı!
 Eve geldik ve hemen ilaçlarımı aldım. Başımı yastığa koyduğum anda ağrılarım artıyordu. Abartmıyorum sabaha kadar ağladım. Saat 6:00 olur olmaz çıktım evden kendimi hastahane yollarına vurdum. En erken yine devlet hastanesinde açılıyordu kulak burun boğaz bölümü. İki saat sıra bekledim evet tam i-ki saat bir saat de randevu saatimi bekledim 9:00da girdim doktorun odasına. Hatta girmeden önce kapıdaki sandalyede uyuyakalmışım. Orta kulak iltihaplanması olmuş ve uyutmayacak kadar çok ağır. Ve yüz ifadesine bakılırsa doktorun, ciddi bayağı. Doktor çeşitli müdahelelerde bulundu ve iki hafta sonra tekrar mutlaka gelmemi söyledi. Baş dönmesi de yaparmış dikkat et dedi. Ek olarak bir ilaç daha verdi. Eve gelir gelmez uyumuşum gece gündüz kavramım karıştı. Dengem bozuldu yahu uzayda boşlukta oturuyor gibiyim. Hala net duyamıyorum. Ama sağlıklı düşünüp, cümle kurabiliyorum sanırım. :))
 Güzelmiş kız! Bunu bir erkekten duymaya ihtiyacı olan kızdan ne beklersin. Özel birinden özel bir mekanda duysa hadi birazcık iyi derim. Görev başındasın yahu! Doktorlara saygılıyımdır efendim. Ama ahlaksızlara göz yumamam. Benim bu yaptığım da yargılamak gibi oluyor diye düşünebilirsiniz. Düşünün düşünmek serbest. Bu ülkede bir o bedava fakat kelepçeli yargılara mahkum.
 Cezasız suçlarda bir çift bakışlarda hükmü..!

5 Temmuz 2011 Salı

anlatılmak istenenin kötü ifade edilişi

 Güzel bir rüya görüyordum sabah. Bu rüyayı hiç unutmamak düşüncesiyle uyandım rüyamdan. Gün içinde ara ara ne gördüğümü hatırlamaya çalıştım. Bir kaçında başarılı oldum ama daha sonra zorlamadım, rüyaydı işte.
 Güzel bir İstanbul günüydü bu günde. Nemden dolayı aşırı sıcak olsa da ben pek şikayetçi olamadım bu durumdan. İyi rüya görmeme sebep olan boğaz ve baş ağrılarımdan dolayı biraz kırıklığım vardı. Akşama karşıda -bana göre Avrupa yakası oluyor- düğünümüz vardı. Annemin dayısının oğlu evleniyordu. Kendilerini tebrik ederken beni tanımadığına emin olmama ramak var:). Daha önce görüp görmediği konusunda da şüphelerim var :).
 Sahilde restaurantta yapılan yemekli bir  düğündü. Etrafımdaki herkes her şey hakkında yorum yapıyordu. Ne kadar yetenekli tanışlara sahiptim böyle..!
 Vakit ilerledikçe rüzgar şiddetini daha da arttırıyordu. Önceden olsa bir kot altına da rahat bir ayakkabı giyip gidiyordum. Şimdi ne değişti bilmiyorum. O rahatsız ayakkabılarla ve kör olasıca herkesin beni izlediği izlenimini veren elbisemi giydim ve dondum. Başım göğe erdi.
 Bu tarz düğünleri de pek sevmediğimi hemen belirteyim. Sırf düğün sonrası aylarca konuşulsun diye o kadar parayı dedikoduya yatıramam efendim. Benim bunu yapmaya ne bütçem ne de vicdanım el verir.
 Denize bakan yöne doğru oturdum ve bol bol izledim güneşin batışını Marmara sularında. Arada bir gözüme birisi takılıp duruyordu ama umursamadım. Sonradan fark ettim yanında bir bayan vardı yakını mı yoksa sevdiceğimi diye düşündüm. Kızın bakışları ikinci şıkka yöneltti beni. (Gözler yalan söylemez diye fiyaka bir kelam da edeyim :)). Bu sırada düğün dansı edilmeye başladı. Gülü susuz seni aşksız bırakmam diyordu şarkı. Karşımdakinin düğününde de bu tarz bir güfteli müzik çalacaktır yüksek ihtimalle. Havaya dolup nefes olacağı kızı aldatıyordu işte! Gözlerinin başka gözlerde ne işi vardı. Hadi abarttım diyelim. Görüntü itibariyle pek ilgi gören biri değilim. Karşımdakinin yanındaki kızla kıyaslamıyorum bile kendimi. Neyin arayışıydı bu. Egosunu tatmin çabası. Tüm kızlar ona baksın, baksın ki kendini bulunmaz hint kumaşı sansın. Bilinç altından kaynaklı bir güdülenmeyle yaptığı konusunda sezgisel tespitlerimi gerek bakışlarımla gerek sözlerimle kendilerine iletmesini de bilirdim ama yanındaki gözlere saygımdan had bildirmek istemedim.
 Hava koşullarından ve eve olan uzaklığından dolayı ortalama bir saatte kalktık. Aynı yolu gündüz de geçmiştik ama aynı yol değildi hissettirdikleriyle. Gündüz içinde olmak istediğim o şirketlerin önünden bir an önce geçip gitmek istedim. Bir ara aklıma "Yaprak Dökümü"ndeki Ferhunde geldi.  Ayakkabılarını anımsadım. Hayal dünyasında -somut anlamda- yerden ilerlerken gözüm arabaların jantlarına takıldı. Hepsi değişik şekillerdeydi. Bir benim araba eksik dedim ve Q7 yanımızda bitiverdi.
 O binalarda olmaktansa ormanda kalmayı tercih ederdim felaket anlarında. Kurda kuşa yem olmak soğuk duvarların üstüme yıkılmasından daha kabul edilir. İlerledikçe bir yerde yağmur yağmaya başladı ve benim araba gözümden düşüverdi. Jant kısımları yağmurda su sıçratıyor. Öğrencilik ve iş hayatımda en nefret ettiğim durumlardan biriydi. Birde çatıdan akan sular var böyle.:)

Son olarak; yazımı internet mağduru olduğumdan birkaç gün geç yayınlıyorum. Başlığımda buna hitabendir.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

( )

Özgürlüğüme konmuş bir baykuş
Düşüncelerime çizilen sınırlar
Sınırları küçülten arayıştaki haz
Usların geleneğindeki çatışma
Çatışmadaki bataklık …

1 Temmuz 2011 Cuma

Evimdeyim sonunda. O bitmez dediğim sınavlar bitti de ben hemen giderim dediğim evime gelemedim bir türlü. Gerek annemin gerekse babamın aileleri az biraz geniş. Bir haftada 3 düğün olacak kadar az. Bu sebeple Uşaktan eve kadar olan seyehatim oldukça dolambaçlı oldu.
Şahane odamı, yatağımı, dolabımı, katımı bırakıp 3.kata inmek bir hayli zoruma gitsede biricik aşcımız Faden ablamında dediği gibi “yapcek bişe yok”. Avuntularımdan biri de yeni oda arkadaşımın yarı memleketlim olup iyi biri olduğudur. Eşyalarımın bir kısmını dolaba bir kısmını bavula yerleştirdim.
 İstikamet Samsuna. Gezemedim pek memleketimde. Ama eski kararlarımı yineledim bolca. Kuzenlerimin çocukları pek yardımcı oldular bu konuda bana eksik olmasınlar. Meleğim(kardeşim)den sonra çocuğum olmayacaktı benim böyle bir karar almışlığım var. Zaten evlenmeyeceğimden böyle bir durum tıbben mümkün değil diyecektim ki gavur icadıyla artık bu mümkün.(Gavura gavur demeyiniz.J)
Samsun'dan sonra annemin köyüne Fatsa'ya geçtik. İçimden Uşaklılar gelinde bir memleket görün diye geçirdim. Şimdi orası da memleket ona lafım yok ama bunu izah etmenin bir yolunu bulacağım ilerleyen zamanlarda. Şimdilik üstü kapalı geçiyorum bu kısmı. Yeşilliğiyle deniziyle havasıyla bolca hasret giderdim. Öyle ki canımı sıkacak hiçbir şeye izin vermedim ve çok iyi değerlendirdim iki günümü bol bol fotoğraflarla da belgeledim.
 Buradaki kına gecesinden bir kesiti anlatmadan edemeyeceğim. Şimdi biz erkek tarafı olduğumuzdan bir minibüsle kız evine gideceğiz. Köyün çoğunlukla hanım efendileri doldurdu arabayı. Bu kadar hanım bir araya gelir de ne olur? Gürültünün içinde kulak kabarttığım bir ses bir uçtan öbür uca otlar salmış kendini dedi öbür uçtan ona karşılık -konuyla hala bir ilgi kuramıyorum- diğer ses inek küsmüş gitmiş dedi. Sonra diğerinin torunu ahıra girdiğinde babaanne burası böö kokuyor demiş. JKonu gerçekten bu ama olaya şive katınca anlayana daha anlaşılır olabiliyor. Fakat yinede nafile bu kadar bağlantıları zayıf bir iletişim geçmişimde hatırlamıyorum bunun üzerine de hatırlamam sanıyorum.
                                     
Fatsa'nın köylü pazarından...
                                                                   Fatsa sahil.
                                                                                                    Adına bu yörede hambar denilen yapı tamamiyle tahtadan yapılmıştır ve çeşitli mamüllerin saklanmasında kullanılır. Sütunları yuvarlaktır kemirgen hayvanların çıkmasını engeller ve ürünler uzun süre muhafaza edilir.



                                 

Fatsa'nın Saraytepe Köyünden görüntüler..


Bursa'dan...
 Ve Fatsa'dan son olarak Bursa’ya geçtim. O kadar çok sıkıldım ki kısacası hiçbir şey yapmadım Bursa’da. Anlatıp da tekrar canımı sıkmak bile istemiyorum. Eve gideceğimiz saati iple çekip bilek gücümle hakettim. Yüreğimin sabrını koydum ortaya ne diyorsunuz. Yanımda yapılan dedikodularıma bile göz yumdum ki had bildirmekten en zevk aldığım kısımdır.