15 Mart 2016 Salı

Terör İçinde Yaşam


 Gün geçtikçe artan ağrılarımla çok mutluyum.

 Sabah kalktığımda ilk bir saat yürüme zorluğu çekiyorum. Gün içinde bel ağrılarım oluyor ve yatağa yattığım andan itibaren azap başlıyor.

 Kardeşime çok kötü davrandığım için üzgünüm fakat pişman değilim .Kötü ablayla iyi abla arasında seçim yapsın artık. İnsanım, yorgunum, hastayım ve bıkkınım. Çünkü terör gibi gerçekleri olan bir ülkede her an patlayarak kolumun, bacağımın gelişi güzel etrafa saçılacağını tahayyül edebiliyorum.

 Servisteyken de patlayabilirim. Otobüs beklerken de. Ve belki duraktayken yanımdaki adam hafif meşrep kadınlarla konuşur, ayıp kelimeler sarf eder, ölmeyi bu şekilde hak eder. İşte böyle alakasız yerdeyim, yerdeyiz.

Bu ufukla ilerleyen ülkede yüzüme gülen tek şey kariyerim. Ve ben eminim yüz vermediğimden böyle. Enteresan soruları olan müdürüm :) beni eğitimlere gönderiyor ve toplantılara dahil ediyor. Söylediklerinin arasında anlıyorum ki, takip etme özelliği bulmuş ben de. Var olsun.

 Müdürümden sonra aklıma gelen bir diğer farklı kişilik yeni servisçimiz.

 Her zaman jilet gibi ütülü kıyafetli ve bozmadan şoför koltuğuna oturmaya gayret ediyor. Aracın içinde yerlere yağmur yağsın yağmasın gazeteler seriyor. Geçen gün o kadar aracın içinde benim servisi ararken dikiz aynasında nazar boncuklu bir araç yaklaşıyor. Bulmak hiç zor olmadı. Koltuğuna özel tiftikli ipten örülmüş bir örtü bulunuyor. Bizim koltuklara pek özenilmemiş ama. Beyaz bir örtü serilmiş. Kendimi evde gibi hissediyorum. Genellikle en ön kısımda oturuyorum. İzleye izleye gitmeyi seviyorum. Dün biri bindi ve yerdeki gazeteyi kaldırıp demez mi "patronun ölüm haberinin üstüne bastırıyorsun bizi abi! Kendimi günah işlemiş gibi hissediyorum!" Gerçekten de rahmetli Mustafa Koç'un vefat haberi yer alıyordu. Yerine yeni bir gazete sayfası serildi, yine de titizliğimizden ödün verilmedi.

 Her inen binen biri olduğunda o gazete mutlaka düzeltilir. Ve söylemeyi az daha unuttuğum bir diğer şeyse güldüğünde arkalarda beliren altın diş. Valla hayretler içerisinde kalıyorum bazen. Hani insan beklemiyor. Eve gidiyorum haberler daha az şaşırtıyor artık.

 Kanıksanmış günlerin içinde ayrıntılarda yaşar olduk.

 Nolurdu sevgiyle kalsaydık?




4 Mart 2016 Cuma

Mesai Arası 4


 Evet sıkılıyorum, evet bahane arıyorum, evet çirkinim, evet kötüyüm.

 Havalar kapalı ama bahar geliyor. Zaten kapımızın önündeki ağaç gün geçtikçe güzelleşti, çiçeklendi. Şimdi yağmurla birlikte o beyaz çiçekleri dökülür oldu.

 Bu gün martın gelişine öfkelenicem. Yataktan ağrılarla uyanışıma ve hepsinde de o adamı suçlayacağım. Onun yüzünden.

 Uzattığı eli umursamadığım için kendimin de Allah belasını versin onun da versin. Tanrı ikimizin birden belasını versin.

 Sakinim.

 Sabah serviste heyete girecek misin diye binmilyonuncu kez soran Fatih'i azarladığım için üzgünüm. Defalarca neden soruyor acaba merak ediyorum. Hangi noktada takılı kalıyor merak konusu.

 Böyle bir haftayı daha tükettim ya da tükendim. Akşam sokaklarda olacağım sevgili. Üstelik kalabalık yerlerde. Üstelik başıma her an bir şey gelebilir. Kaos çıkabilir ve ben orada oldum diye suçlu olurum. Bu belki bir gün sana güvensizlik doğurur ve bir kadınla bir erkek oturup bir kahve içemez. Kahveyi sadece birbirine şehvani duygular besleyenler içer çünkü.

 Her değer kıymetlidir. Her kıymet kendi çapında piskoz. Peki ya sen neden öfkelenirsin her sonbahar?

 Güzel gözlü adama not: Üzdüğüm kadar üzülüyorum.