30 Eylül 2012 Pazar

Patırtının Dik Âlâsı


 Uşaktan bildiriyorum yine. :)

 En son bir bakıyorum Bilgen'de kalmışım. Kitabı hemen bitirdim. Eleştirisini de yapayım şimdi. Teknik açısından takdirlerimi sunuyorum. Kullanılan dil, uslup, anlatım vs. çok iyi. Okurken sıkılmadım, kendime öğütler aldım yazım konusunda. Kitabın adı Kürk Mantolu Madonna bu arada. :)

 Şimdi olaya gelirsek. Tutturmuş gidiyorum erkek dediğin höt desin arada bir gürültü patırtı çıksın. Kitabın baş kahramanı doğası gereği çok pasif geldi bana. Bir de demeden edemeyeceğim. Yani bir dönemin sıkıntısı bu. Sıkıntı demem ne derece doğru tartışılır. İfadelere takılmadan derdimi söyleyecek olursam. Benim sıkıldığım durum şu ki, yasak olan ve sadece bir kere yaşanan bir birliktelik ve yıllar sonra öğrenilen bir evlat. Beklentim ne kitaplardan onu da bilmiyorum ya. Kitabı çok beğendim. Bu durum da tuzu biberi olsun. Son olarak bu konuda anlaşamadığım biri olursa şayet burçları suçlama kararı aldım.

 KPSS'ye girdiğim günün akşamı bindim otobüse ama ne işkence. Tam iki saat gecikti otobüs. Köprüde trafik varmış. Hem çok üşüdüm hem de firmadaki yetkililer eşyalarımın hassaslığı konusunda sağ olsunlar pek yardımcı oldular! Sağ sağlim gelebildim eve neyse ki. Tam üç gün temizlik mi sürer ya. Fena halde yoruldum.

 İstanbul'da yazamadığımın acısı çıkmış olacak ki blogu unutup şiire verdim kendimi.

 İki gün evvel de korku filmleri benim evde idi. Evde tekim az kala aklımı kaçırıyordum. :)

 Benim klasiklerimden biri dolabın üstüne ayna yapıştırmaktır. Her gittiğim yerde izleri mevcut. Bu sefer kapağının içine yapıştırayım dedimdi. Akşam oldu. Zaten tıkırtılar sinirlerimi bozup duruyordu. Binada kapı açılsa benim kapı açılıyor sanki. Ses o derece yakınımda. Neyse. Önce bir patırdı geldi çok yakından. Korkudan ne yapacağımı bilemedim. Off korku filmleri! Hep onların eseri. İzlemeyecektim işte çocukken. Ardından daha büyük bir patırdı gelince yatağın içine nasıl girdim hatırlamıyorum. Aynanın düştüğünü anladım ama kalkıp bakmaya cesaretim hiç olmadı. Öyle uyku uyanıklık arası 2 saat geçirmişim. Korkudan susamışım bile. Gündüz olunca epey alay ettim kendimle ama dün akşam ezanı okununca başladı yine evham dolu saatler benim için. :)

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bilgen İle


 Benim söylediğime itiraz edip de aynı şeyi ısıtıp önüme koyan ve söylerken ufacık bile yaratıcılık göstermeyen insanın varlığına şükranlarımla.

 Faydalı olduğunu düşündüğüme alayla tepki verene gözlerimi yumarak bana faydası olana akıl yoracağım şimdi.

 İş hayatında hiç bu kadar fazla teşekkür almamıştım. İş arkadaşlarımdan Bilgen'e çok ama çok teşekkür ederim. Son zamanlarda her şeyin maddiyat olduğuna artık ben de kandım. Maddiyata da bir anlamda da kandım.

 Pazar gününden beri hastayım. Rahatsız edici bir baş ağrısı yakamı bir türlü bırakmıyor. Üstüne boğaz ağrısı da eklenince kulaklarıma sıra gelmeden sağlık ocağında aldım soluğu. Doktor hanımdan da ricada bulundum. Gömülü dişlerim var benim. Uşak'a ders kaydına da gitmem gerekiyor. Rapor yazar mısınız bana diye. Sağ olsun hemen kabul etti. Okulumu aradım, eğer sistem değişmedi ise sorumlu hocamla beraber oraya gitmeden halledebileceğiz konuyu. Doktora da minnettar kalacağım.

 Dün yine lise arkadaşlarımla son buluşmalardan birini yaptık. Didem'de kaldık. Onların da ders kayıtları vardı ve sistemin abukluğundan onlarda nasiplerini almışlardı. Akşama doğru pes edip kendimize vakit ayırdık. Üzerimde epey bir kırgınlık olmasına rağmen yanlarında olmak istedim ve hazır çiğ köfte yoğurduk. El emeği göz nuru. Midemle bozuştuk biraz ama büyük bir sorun çıkarmadı bana. Onu duymazdan geldim de denebilir. Eski videolarımızı izledik yenilerini ekledik. Güzel vakit geçirdik. Ben harç paramı yatırmak için eve erken gelmem gerekti. Zaten kırgınlığım da epey arttı. Eve gelir gelmez tutuşturdum babamın eline iki güzel söz bir öpücükle sağ olsun hemen gitti yatırdı harcımı. Bankaya gidip sıra bekleyecek gücü göremiyordum kendimde.

 Eve geldim karşımda sehpanın üzerinde mavi poşetimsi bir şey duruyor ama hiç ilgilenmiyorum. Pınar'ın bir şeyleridir diye düşünüyorum fikrimce. En sonunda sormak aklıma düştü. Pınar Bilgen abla sana göndermiş deyince hemen tahmin ettim ne olduğunu ama böyle bir şey yapacağı da aklıma gelmemişti. Okumak istediğim bir kitabı bana hediye etti. İçine de yazdığı not epeyce utandırdı beni. Gören de yazı yazanın ben olduğunu sanır.

 Bilgen'ciğim çok sevindim mutlu oldum ve daha nicesi. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum.



8 Eylül 2012 Cumartesi

Şikayetten Yola Çıkarak


 Şikayet nedir?

"Bulunan durumdan, yaşanılan olaydan, muhattap olunan kişiden memnun olmadığını, rahatsız olunduğunu dile getirme" demiş bir sözlük yazarı. Yani evet kast edilen hemen hemen bu. İlla da bir kitabi bilgiye sahip olmak gerekmez. Zaten benim kasıtlarım problemli, isteyen istediğini anlıyor kafasına göre yorup edinimler kazanıyorlar benden önce başkalarına danışıp şikayetlerini zorlamazsam eğer belirtme zahmetinde bulunmuyorlar. 

 Şimdi vaktinde belirtilmeyen şikayetiniz büyüyüp büyüyüp çığ olarak size dönecektir. Gelin hemen söyleyin kurtulun. Geç gelen şikayet üzerine eylem beklemeyin kılımı bile kıpırdatmam. 

 Sonra uslup..

 Bu konuda benden daha problemlileri de olduğunu gördüm ya ne gam. Ağız burun eğerek ifade etmekte hiç başarılı olmuyorsunuz bilginize. 

 Kabulümdür ben de biraz agresif takılıyorum. Ama bu konuda epey bir ilerleme kaydettim. Azalacak azalacak. Ben yaptım olacak. :)

 İş çıkışı ve ben yine çok yorgunum. Kafamda yazacak çok şeyim var ve okumam gereken konular. Ve ağrıdan hissizleşen belim var bir de. 

 Cümleleri bile toparlayamıyorum ama yazacağım. Kesin kanaat getirdim para, insanlığı satın alalı epey olmuş. Yadırganmayacak hale gelmiş bu durum. Mevkinin önemi maneviyatı elbetteki geçmeli değil mi!?

 Demem odur ki; madde ile mana dünyasında maneviyatı tercih ettim diye maddenin içinde dolanmayın. Mevki manevi kazanımlarınızın ödülü mü? Her ödül kullanılmaya layık mı üzerinizde? Sesimi duyan var mı? 

 Sakinim ve yanlışımı düzeltmeye gönüllü arıyorum. 

 Kalzinol, dejenfektan, kolonya, alkol karışımı kokularına maruz kaldığım çok belli oluyor mu? Neyse ki son iş günümdü. Sevgiyle selam olsun herkese.

7 Eylül 2012 Cuma

Sayın Konsantre


 Sevmek çok şey demektir.

 Uzun yıllardır konsantrasyon problemi çekiyorum, farkındayım. Farkında olmak keşke bir şeyler kazandırabilseydi bana.

 Hep diyorum şunu çalışırken konsantre olamıyorum, aklım dağılıyor, kafam başka yerlerde. Bir türlü derdimi anlatamadım. Yeterince çabalamamakla suçlandım hep. Çaba gereken noktada konsantrasyon eksikliği yaşanamaz mı? Şimdi yine farkına varıyorum ki çaba denen şey dikkat gerektiriyor ve yer yine sayın konsantre'nin kapısına çıkıyor.

 Şu noktada akıllı taklidimden fire verip biraz kendimi irdeliyorum. Kalsin tozunu yanlışlıkla kalzinole boşaltırken kafamda bambaşka bir şey düşünüyordum ve şu an kafamda hayal kurmanın bile bedeli olduğunu düşündüğümden o an ne düşündüğümü hatırlayamıyorum. Çok daha zor olanı yapıyorum yani normal düşünenlerden.

 Kararlıyım bu problemi artık çözüp etrafımdakilerin yargılarıyla vakit kaybetmeyeceğim. Sonucunda bir şeyler elde edip iyisiyle kötüsüyle mevki sahibi olduğumda kazananın ben olmayacağını belirteyim.

Yine kafam başka bir meseleye takıldı ki her takılanı yazamadığımı düşünürsek saniye başına ne kadar çok düşünceyle savaştığımı gelin siz tahayyül edin.

 Günler önce saniyelik düşünceler arasında şu konsantrasyon meselesini internetten okuyup bir çözüm getireyim artık diye düşünmüştüm. Bu gün bir çok sitede dolandım. Hayal kurmaktan vazgeçip işinize dönün diyordu. Hayal kurmayı ödüllendirin kendinize gibi bilgiler okudum. Üzüldüm. Sonra dişlerimin yatay olmasının sebebini çokta uzaklarda aramamak gerek öyle değil mi? Çalışma stresi altında kurulan hayalin yan etkileri.

 Söylenecek o kadar çok şey var ki. Hepsi saniyelik akışlarda kaybolup gitti. Şimdi dünki hastamı sükûnet içinde bekleyebilirim. Az düşünmeye çaba göstererek. :)

6 Eylül 2012 Perşembe

Bunu da Yaz


 Yazıma başlarken hemen unutmadan söyleyeyim iki adet gömülü yirmilik dişe sahibim. Çok korkuyorum. Bu tür ameliyatları izlemek hobilerim arasında yer alırken ve asistanlığını yaparken şimdi ne yani hasta ben mi oluyorum.

 Öyle korkmayın gibi avutucu sözler söylerken hastalara tamamen atıyordum. Nasıl korkmasın insan. Oradan bildiğin operasyonla kemik parçası alıyorlar. Korkun. :)

 Zaten bu gün de cerrahi vardı klinikte. Yorgunluğumu tarif bile edemiyorum.

 Bayan hastalar lütfen karşı cinsinize sahip olan hekimlere asılmayınız. Çok komik oluyor, anlaşılıyor. Orada görevli dururken kapıya yaslanıp "... Beyy ben geldim" demeniz hiç bir anlam ifade etmiyor. Hastadan kafasını bile kaldıramayan doktora sahibiz neyse ki. Tabi orada çok aşağılarda neler düşündünüz bilemeyeceğim sayın referansı sağlam olan hasta. 

 Şimdi prosedürler ve ben farklı şeyleriz. Yani öyle olmayı umuyorum, demem o ki: Hastalara gülmeli. Yani hastadır, yazık. Ama bu hastaların pek hasta psikolojisi yok. Geldiklerine aşırı memnunlar. Klinik alış veriş sonrası defile yeri değil. Aldığın ayakkabıları git evinde dene!
 Bu defile ve memnuniyeti söndürmeli değil mi Bilgen Hanım? :)  İşleve evvela hekimden başlamalı ve idman öncesi moral bozukluğu yaratmalı. Oluşturmalı mı demeliydim? Randevu saatini geçiren hastalara günün özel koşullarından dolayı bakılmayabilinir. En nihayetinde asistanlarda etten kemikten yaratılardır. Danışmanımız Arife'nin beyni olmayı tercih etmezdim. Benim beynim hastalara isyanda. Klinikte başıboş dolanan hasta yakınlarına tahammülüm yok. Sonra bak peşime takılıyorlar. Bu adem oğlunun beyni bir garip çalışıyor. 

 Demem o ki Bilgen'in hekimimize olan feryadı benim yüreğimi dağladı. Hasta yakını yani yarın hastam olacak kişinin sahte gülüşlerimle canına okudum. Sen yüreğini ferah tut. Ben olsam beni oracıkta boğmak isterdim. O kız da istedi muhtemelen. 

 Yazı içi not: Doktor, avukat bıdı bıdı.. olunca hiçbir şey değişmiyor. Adem yine adem.

 O değil de iki tane gömülü dişim var. Canım çok sıkkın çok. :) Dişlerim de ben gibi düzene karşılar. Güzel güzel çıkacaklarına yan gelip yatmışlar. Olan olmuş artık ne yapalım. 

 Arifeciğim önlüğün için çok teşekkür ederim. Biraz geç oldu ama. Bir de yarın sabah yıkanmak üzere aletler beni bekliyor. Bunu da yazdım. :)

 Bilgen'im, dinli imansız mı diyecektim; dinsiz imanlı mı? Hay Allah. :)

3 Eylül 2012 Pazartesi

Bozuk Tartı ve Börülce


 Geçen gün tartıldımdı. Bir baktım ki tartı ciddi ciddi 44'ü gösteriyor. Ne yalan diyim sevindim. Yaşasın kilo vermişim diye. Zaten uzun zamandan beri yemek yiyemiyorum.

 Annem yemeye yemeye küçüldüğünü iddia ediyor midemin. :) Zorla bir şeyler yedirmeye çalışıyor. En son 3 yıl önce böyle girişimlerde bulunurdu. Çok zayıf bir çocuktum ben daha da evvelinde.

 Duş alma günleri benim için pek keyifli geçmezdi. Annem hep azarlardı hiç yemek yemiyorum diye. Bir de "vurmaya bile yerin yok, korkuyorum kırılacaksın diye" derdi. Bilinç altımda dayak yemeyeyim diye yemek yememe durumu olabilir mi ki?

 Her ne ise. Bir ara o kadar zayıftım ki üstüne ameliyatlarım da gelince mama vermişti doktorum bana. Süte karıştırıp içiyordum zorla. Her kontrole gittiğimde doktorum kilo almayacaksın diye ikaz etmekten de geri kalmazdı hiç ama.

 Allah'ım bir de komşumuz vardı. İş yerindeki bir bayanla aynı dönemde aynı ameliyatları geçirmiştik. Gelip gidip bize onu anlatırdı. Yok şu kadar kilo aldı, yok şöyle toparladı, böyle iyi. Bense haftada bir yarım saatlik yolu bile yürümeye üşenip bir tabak çorbayla doyardım. Doyuyordum işte ne var.

 Sonrasında duydum ki kadın çok fazla kilo almış, doktorunun uyarısıyla spora başlamış. Benim bir bildiğim varmış da kendimin bile haberi yokmuş. :)

 Konu nereye gitti yahu. İşteydim işte.

 Dolaplardan birinde bir asistan önlüğü zar zor buldum geçirdim üstüme. İki tane ben girer önlüğün içine ama ne yapalım bahtıma o çıktı. Kardeşim epey dalga geçti benle, bir de "abla sen kilo mu aldın" deyince önlüğün biletini kestim ve dolaba geri astım. Sonrasında daha küçük ama yine bana büyük gelen bir önlük bulup onu giydim. Pınar Hanım'dan vizeyi alınca içim rahat etti. "Çöp kadın" diyor bana iki gündür. :)

 İyi kötü geçiyor iş yerinde saatler. Bu akşam üstü pek bir hareketli oldu ama. Zira peşime takılmayan bir hasta yakını kalmıştı o da oldu. İnsanlar da tepkileri doğru tartabilse keşkem. Adım Hamide efendim. Ümraniye mevkisinde bir diş kliniğine giderseniz size gülümseyen bir asistanla karşılaşınca kanmayın. Garip manalar çıkarmayın. Tamamen prosedür gereği. Hatta arkadaşlar bir anda gerisin geri ciddileştiğim konusunda alay ettiler benimle. Durum bu kadar ciddi.

 Hasta yakını beni göz hapsine alınca çıkış saatim geldi hazır kaçayım dedim. Zira abisine içeride doktorumuz işlem yapıyor çıkması olası değil diye düşündümdü yanılmışım. Benle beraber iniyor merdivenlerden...

 Eve geldim annemle iki kelam ederkene telefonum çaldı. Açtım. "Buyrun" dedim. "Kiminle görüşüyorum" dedi karşı taraf." Hamide ben siz kimsiniz" dedim "Kamuran ben tanımadın mı" dedi. "Hayır kimi aramıştınız" dedim. "Hamide sen beni tanımadın mı şimdi" dedi. Düşünüyorum şimdi annemin yakınları var ama ne sesi benziyor ne uslubu. "Sen şimdi görümceni tanımadın mı" deyince "hayır" dedim ben de. :) Kadın çok fena halde bozuldu ve telefonu yüzüme kapattı. Azıcık daha bekleyeydi hanım efendi evli bile değilim ben ne görümcesi diyecektim. :) Gelin görümce kavgasına sebep olmamışımdır umarım. Yarın arasam mı diye düşünüyorum. Unutmazsam arayayım hatta. Yazık.. :)

 Telefonu da yüzüme kapatması çok zoruma gitti ayrıca. Ne var yani tanıyamaz mı. :)

 Son olarak tartı yanlışmış ya. Ama yine de kilo vermişim. 3 kilo eksik tartmış beni tartı.

2 Eylül 2012 Pazar

Kilise İçin Isınma Turları


 Uzun süredir kiliseye gitme düşüncesi var aklımda fakat her pazar da insanın işi çıkmaz ki ama. En nihayetinde bu gün gittik babamla. Saat 13:00'de ibadet saatidir diye düşünmüştük. Gittik fakat bitmişti ne yazık ki. 09:00'da başlayıp yarımda bitiyor dediler. Haftaya artık nasipse.

 Orada görevli olan beyefendi sağ olsun bana bir odayı gösterdi. Hz. İsa ve Meryem'in tabloları vardı duvarda. İbadet sonrası olduğundan içine kum dökülmüş demir, içi derince iki tepside yakılmış mumlar vardı. Öyle zannediyorum ki o tablolar orijinaldi. Hangi döneme, kime ait olduklarını falan araştırmam gerekecek. Hafta içi eğer işten vakit bulabilirsem okumak istiyorum.

 Madem yetişemedik ibadet saatine, babamı oradan işe gönderdim ben de bahariye caddesine doğru yol aldım. Gezdim, değişiklik olsun diye birkaç mağazaya girdim çıktım hemen. Sıkıldım çünkü. Oturdum bir banka insanları gözlemledim. Karşı kaldırımda bir genç gitar çalıp şarkı söylüyordu epey bir onu gözlemledim. Bir ara cebinden bozuk para çıkarıp gitar kılıfının üstüne koydu. Kimse varlığını umursamıyordu bile. Şarkı söylemeyi bırakıp sigarasını yaktı. O sıra yanıma küçük bir kız çocuğu oturdu annesi ayakta beklerken kız "sen de otur" dedi. Kadında fevri bir çıkışma ile "hayır hadi yeter mi?" dedi. Kız önünde oturduğumuz kafeyi sordu annesine parmağıyla işaret ederek. Annesi "starbucks cafe" dedi ve elinden tutup çekmesi sözleriyle bir oldu. "Buranın önü oturulacak yer değil!" Benim gözlem yapmak için mükemmel bulduğum bankımı küçümsemişti haspa.

 Hay Allah, yazıyı yazdım bekletiyorum. Gelinlik modellerine daldım gittim. Beyaz görünce dayanamıyorum.:)

1 Eylül 2012 Cumartesi

Harçlar


 Evet, biliniyor ve biliyorum. Ben talep ediyorum devletin ücretli olan eğitimini.

 Adil(!) bir sınavdan sonra devlet üniversitesine yeter ki yerleşebileyim diye öğrencilerin tüm çareleri kullanması ve maddiyatla sonuçlanan son çare ikinci öğretim. "Kendi düşen ağlamaz."

 Öğrenci dediğim kendini paralayıp devletin üniversitesinde okumaya hak kazanmış ve devleti kalkındırmak birincil görevi olmuştur. Zira harç ödenmeden eğitim-öğretim sürecine müdahil olamaz.

 Öğrenciler! İlk hedefiniz bankalardır.

 Madde literatüründe para evrimleşerek canlı halini almıştır ve öğrenci milletinde bol miktarda mevcuttur. Bu durumdan sıkılan öğrenci sırf değişiklik olsun diye devletten canlı borç alır.  En nihayetinde her canlıya üreme bahşedilmiştir.

 Kızgınlık ve öfkenin bizleri bir yere vardıramayacağını defalarca tecrübe ettik toplum olarak. Bedeli gencecik üniversite öğrencilerinin hayatlarıyla ödendi. Ziyanlık.

 Şimdi efendim, açık öğretim ve birinci öğretimlerim ödediği miktarın neredeyse 3 katını öder ikinci öğretimler. Yani asıl önemli olan ikinci öğretimlerin harçlarının kaldırılmasıdır. Tutup da birazını kaldırıp ikinci  öğretimlere yükleyemezsiniz tüm faturayı.

 Göz, kulak ne ise işte onu boyayarak erdemli olunmuyor öyle ya. Bireyler arası erdemlilik pek de mühim olmayabilir fakat devlet için gerekli diye düşünüyorum. Liberal devlete saygılarımla.