20 Ekim 2011 Perşembe

Reklam

 Bu gün konudan konuya atlayıp biraz kafa karıştırabilirim. Bu durumdan siz okurları haberdar etmekte yarar görüyorum. 
 
 Sonbahar yeni geldi bu şehre ve gitti hemen. Adam akıllı hüzünlenemedim bile. Tekrardan muhasebesini yapamadım vazgeçtiklerimin. Sağda solda anlatıp da kurtulmayıda denemedim. Güçlü biri olduğumu sanarak kendime en güzel yıpratma yöntemini uyguladığımın farkındayım ya. Neyse, ziyanı yok.
 
 Sunum...
 Hatırladıkça mideme ağrıların girmesine engel olamıyorum. Daha önce tecrübem olmadı değil bu konuda. Fakat hepsinde aynı son. Unutulan bilgi ve baş dönmesiyle toparlanamayan konu. Öyle ki daha bir hafta olmasına rağmen heyecanımın boyutu abartıyı bile aşmış durumda. Bu süre zarfında her gün okuldan geldiğimde "Tûba ben okulu bırakıyorum" sözlerinin beni nasıl rahatlattığını anlatamam. 

 Bu gün derste Sayın Yardımcı Doçent bir soru sordu ve ilk derste anlattığını söyledi. O derste bulunmuştum fakat sorusunun cevabını hatırlayamadım. Benim gibi 80 kişi de hatırlayamadı. Anlattığının karşılığını almak istiyordu haklı olarak. Arkadan bir arkadaş doğru cevabı verdi ve karşılığında birbirini döven bir sürü bir çift el kazandı. 

 Ben mi? Ben yine aklımdan yazıyordum o sıra. İlk derse dair hatırladığım şey dersin adından ve anlamından bahsettiğiydi. "Temel hak ve hürriyetler" Hürriyet nedir ile başlamış ve bir sürü tanım sunmuştu. Bende kafamda muhasebesini yapmıştım tanımların. Hiçbiri benim tanımıma uymuyordu. Kişinin özgür olabileceğini söylüyordu bu tanımlar gerekli koşullar sağlandığında. Sonra tekrar geri dönmem gerekti derse. Sayın Yar. Doç.'u pek bir sempatik buluyorum ve dolayısı ile anlattığı dersi büyük bir zevkle dinliyorum.

 Birde neden sınavlarda başarılı olamamamın sebebi aklımda belirdi. Çok yönlü düşünemediğim ve her konuda yorum yapabilen bir kişiliğe sahip olamadığım için. Tribünsel popülariteye sahip olmak istemediğim için. Verdiğim kağıda karakterimi koyduğum için. İsteneni, kalıplaşanı değil de kendi cevabımı verdiğim için. 

 Hadi tutun buna sığ bir söylem deyin. Reklamın iyisi kötüsü olmaz.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Gülüyorum Şu

 İmdi efendim malum ingilizce olmazsa olmaz. Hele bir de iibf mezunu olacaksanız dil öğrenmek size farz kılınmıştır. Bizde Tûba'yla birlikte Uşak'ta bunun için kursa gitmeye karar aldık uzun zaman önce. Bu gün gidelim yarın gidelim derkene o gün dünmüş meğer.

 Birlikte merkeze gittik ve tavsiye edilen kurslardan birine girdik bilgi almak için. Yönetimde duran kız daha yetkin birini çağırdı bilgi vermesi için. Gelen bayan genç, sarı saçlı, hoş bir bayandı. Öğretmenmiş kendileri. Bizi kurs hakkında bilgilendirdi sağ olsun. Sonra isimlerimizi not aldı. Fakat bende bir gülme en gizlenemeyeninden. Tûba anladı beni. Fakat kadıncağız anlayamadı tabi siz okuyanlar gibi. Sevgili oda arkadaşımın adını yanlış yazdı. Nasıl yazar! Orada yumuşak g "ğ" gördükçe bana o kursu bedava verse de güleceğim. Konsantrasyonum sıfır. Artık çıkalım dercesine bakıyorum bizim kızın gözlerine ama nafile gözlerindeki o ışığı gördükçe durum iyice kötüleşiyor. Sonunda çıktık. Çok ayıp olduğunun farkındayım fakat tiyatro sahnesinde bile kendimi gülmekten alamamıştım ki oyunun adını söylediğimde kınanacağımdan dolayı susuyorum.

 Daha sonrasında Tûba yurda döndü bense dersim olduğundan dolayı merkezde biraz daha dolanıp kampüse gitmeyi planladım. Ders için hocalarımın verdiği fotokopileri aldım. Şu bir ay önce siparişini verdiğim ve artık gelmesinden ümidi kestiğim kitabı sormak üzere kitapçının yolunu tuttum. Ümitsiz bir bir edayla içeri girip sordum.
"Benim kitap geldi mi?"(Artık tanış olduk oradaki beyefendi ile küçük şehir malum.)
"Evet geldi" dedi. Nasıl bir mutluluktu yüzüme yayılan.
Vize sonrası çöpe atacağım fotokopilerden uygundu kitap. Okula giderken otobüste okumaya başladım. Kantine indim hemen bir çay eşliğinde devam ettim okumaya. Derse girene kadar yarıladım. Yurda geldim ve yatmadan önce bitirdim. Şimdi de tekrar okuma kararı aldım. Biraz farklı bir tarzı var. Bir solukta okunası -şahsım adına konuşmak gerekirse- bir kitap değil. Sindirilmesi gerek.
Hangi kitap mı?


OPUS MAGN MU PROVALARI – I


Bu sabah saat yedi buçukta uyandım.
Kahvaltımı ettim.
İşe gittim.
Çalıştım.
Öğle tatilinde öğle yemeğimi yedim.
Çalıştım.
Saat on yedide günlük çalışma süremi tamamladım.
Eve geldim.
Kitap okudum.
Şiir kurdum.
Geldi uykum.
Biraz sonra uyuyacağım.
-m’ler yarım kafiye.

Âh Muhsin Ünlü

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ses Kapanı


Kadere kırptığın gözünde
morarmış bir damla.
Yalancı doğrular onlar, kanma!
Kır bilincin zincirlerini, korkma!

Aynada kırılandı ışığın tarifi
renklerin varlığı şaibedeyken
gözün görmediği karanlıkta
bir mum yak, durma hadi!

Bir kıvılcım tutuşturabilir yaşama küsmüş ateşi
acıların kahkahası hazzı küçümsüyor mu ne?
düşenin düşüne mi mühürlendi düşünce?
üstüne molozlar dökülüp
Nil’in yatağını kim değiştirdi dün gece?
en derin uykularımda
kimdi çeken yorganımı benim sessizce?
ruhum nerede, ey madde!

Bedenden bir boy büyük daima
fotoğraflara yansımayan yanım.
Alışamadı gitti akşamın sessizliğinde
böyle kaybolmalarıma benim…
İşte! Tam şu nota varlığımın merkezi diyorum ona.
Üzerine basılan diyez kadar narin ve derin
S/es ver sessizlik!
Az ötende bir yerdeyim.

Doğru yalanlar bunlar, kanma.
Ey akıl, kır zincirlerini sen bana bakma!
           
Ortak bir çalışmanın ürünüdür. Aynı zamanda blogumun tasarımı için kendilerine buradan teşekkür ediyorum.


3 Ekim 2011 Pazartesi

Yasak

 Kendime ettiğim itiraflardan sonra bir haftalığına internete girmeme kararı aldım. Bağımlılığım damarlarıma kadar işlemiş durumda ne yazık ki. Nabzım beni fazla sınamaya başladı bu sıra. Daha önce de yaşadığım bir durum olduğundan önüne geçmeyi başarabiliyorum neyse ki.
Bu durum geçecek en yakın zamanda. Buradaki kadar neşeli olmayabilir aşamalar. Ama sonuç daha sağlıklı olacak. Hoşçakalın. :)