29 Temmuz 2012 Pazar

Bir Soluk Arası

 Pek sevgili blogum, seni ihmal ediyorum elimde olmayan sebeplerden dolayı.

 Yazma hasretiyle bir tatil geçiriyorum. Bilgisayarım rutin bir sinir krizinde heba oldu. Açılmıyor. İçinde sakladığım yazılarım ve şiirlerim vardı muhtemelen onlar da gitti. Üzüntüm sessiz.

 Ramazan ayına girdik ama ben hiç lafını etmemişim burada. Dini konularda konuşmayı, ahkam kesmeyi, Allah Allah deyip de bir çok kurala uymamayı doğru bulmuyorum. Bu yüzden de yazmayı tercih etmiyorum. Ama Pınar'ımın oruçları anlatılmaya değer. Küçüğüm ben diye icatlar çıkarıyor kendine ve oruç tutarken bir şeyler yeyip "küçüğüm ben bana günah olmaz" diye çikolatayı mideye götürmüş geçen gün. :) Sorularımla epey bir beyin fırtınası yaşatmadım değil tabi sonrasında. Bu soru meselesi tehlikeli iş. Kendi içimde pek kurcalamayı düşünmüyorum ama ne olur bana cemaat klişeleriyle gelmeyin vebal kabul etmem sonrasında. Mürit kazanacağım diye müşrik kazanmanız olası. Bir parantez açmakta yarar var. Cemaatle ilgili Uşak'a döndüğümde bir yazı yazacağım. Yargılı değilim bir blogger arkadaşın da dediği gibi anlamaya çalışıyorum.

 Sonra ne vardı yazacağım...

 Televizyon.
 Evdeyim 24 saat malum. Sevmesem de izliyorum deli gibi. TRT de seksenler diye bir filme takıldım bir iki gün. Sonrasında İnsanlar Alemi var bir de. Doktorlar vardı ama artık tarafımdan izlenmiyor. Sağlık hikayelerinden özel hayata dönmeye başladı ve bu benim pek hoşlanmadığım tarz. Bilgi yarışmaları gördüğüm zaman kendimi iyi hissediyorum. Hiçbir şey okumuyorum çünkü evdeyken. Bir şeyler öğrenemiyorum ne yazık ki. Yazamıyorum bilgisayarım yok. Çizemiyorum, çizmiyorum. Aslında televizyon ile ilgili de bir çok tahlil yaptım kendimce ama buraya aktarmak için fırsatım yok.

 İyi giden bir şey mi?
 Yarın lise arkadaşlarımla iftar için bir yerlere gideceğiz. Güzel geçecek. :)

19 Temmuz 2012 Perşembe

Bir Denek'in Günlüğünden


 Malumunuz artık nete fazla giremiyorum. Çok fazla krizim gelirse bilgisayarımı da alıp dayımlara geliyorum, bildirimlerime, maillerime bakıp yazı ekleyip çıkıyorum. Netsiz yaşam sıkıcı geçiyor. Öyle ki asosyal gelmeye başladı bana yazışmanın olmadığı bir dünya. Sürekli düşünülmeden ortaya atılan sözcükler arasında hissediyorum kendimi. Neyse.

 Evde durduğum pek olmuyor. Arkadaşlarım geldiğimden beri bir türlü bırakmıyorlar beni sağ olsunlar. Bir akşam da babamla Üsküdar sahile indik. Kız kulesinin karşısına kuruldum yine. Muazzam bir huzur. Sonra bir  adım önüme iki küçük kız çocuğu olan bir aile geldi. Kızlardan büyüğüyle bayağı göz temasları kurduk. Ama küçüğün cilvesi fazla uzun olunca babam da kalkalım artık deyince kavuşamadan ayrıldık.

 Eve geldiğimde birkaç soru çözerken uyuyakalmışım. Farkında olmadan yorulmuşum bayağı. 

 Lise arkadaşlarımla günler öncesinden anlaştık, salı günü denize gidelim diye. Salı geldi biz de denize gittik. Havada güneş yoktu pek. Hatta giderken biraz yağmur atıştırınca bayağı lafı oldu aramızda. Plaja gittik ve kadınlar plajı bölümüne doğru yol aldık. Güzel bir yer bulunca da hemen yerleştik ama nasıl kalabalıktır bu. Çocuk sesleri dinleneceğim yerde iyiden başımı ağrıttı. Denizin ortasında kayalardan dolayı dalıp dalmama muhabbetini Fatmanur'la yaparken ve isteklerimle endişelerim arasında muhasebe yapıyordum. Bunu da blogunda yaz diyen dahiyane bir arkadaşa sahibim alimallah. Didem ve Tûçe'nin sahip olmak isteyip de olmadıkları o yeşil gözlerinden öpüyorum seni Fatmanur. :)

 Güneş olmasa da yanmışız. Krem de sürmemiştim güneş yok diye. Kardeşimin de benim de biraz canımız yandığından her yılki gibi yanık kremlerine talim.

 Sonra efendim, bu gün bütün gün evdeydim. Akşam üzeri kuzenim ve Öncel'le dışarı çıktık. Bir kafede oturduk ve kuzenimi tavlada bilmem kaçıncı kez yendiklerimin üzerine bir 5-2 bir de 5-1 yendim. :)

 Analiz edebilirsiniz. Sağlıkla kalın.

12 Temmuz 2012 Perşembe

İstanbul gözlem güncesincesinden..

                                                                                                                       11.07.2012

 Aşırı sıcaklar ve üzerine de nem eklenince bu güzelim şehir hiç çekilmez oluyor. Olumsuzlukları bir bir artıyor ne yazık ki. Nişandı arkadaşlarla özlem gidermeydi yazmayı özlediğimi fark ettim. Evde netin olmayışı da iyiden iyiye beni zora koymaya başladı. Annemin isteği üzerine liseler için olan KPSS’ye başvurdum. Gittim konu anlatımlı soru çözümü ve içinde test de bulunan ve tüm bunların yanında çıkmış sorular da olan tam donanımlı iki adet kitap aldım.
                       
 Halsiz düşüyorum zaten bu havalar münasebetiyle. Eski günleri yâd ederim bir yandan da soru çözerim diye düşünüyorum.


 Hangi gün olduğunu şuan kestiremiyorum, kardeşimle Beykoz’a gittik. Aynur ablamın resmini çizmiştim yıl içerisinde. Onları kardeşine teslim ettim, ablama iletmesi üzerine. Sahil kenarında oturduk bir şeyler yedik içtik. İkimizde konuşkan olmayınca iş Pınar’a düştü, anlattı da anlattı meleğim. Ablamı da göreceğim bir gün elbet, sabırlıyım.

 Bu akşamüzeri kuzenim kafeye oturmaya çağırdı. Çarşıya doğru ilerliyorum. Ümraniye çarşıya bir haller olmuş. “Tartayım abla” diye çocuklar yanaşıyor yanıma. Sonra kamu spotları yandı beynimde. Obezite ile ilgili olanı izlediğimi anımsıyorum, eve geldiğimden beri televizyonla fazla haşır neşir oldum maalesef.

 Sonra her şeyin ne kadar düzenli bir şekilde yol aldığını fark ediyorum. Düzene ayak uydurarak trafikte duran araçların arasından geçtim. Kendimi; araçlara, yeşil yayalara, kırmızı yanarken trafiği katleden kağıt toplayan küçük çocuktan daha masum görüyorum ister istemez. Kalabalıkta ilerlerken kimileri dikkatimi çekiyor anlık; herkes için olan, ortak olan yürüme alanını tapuladıklarını ilan eder yürüyüşleri var ki görülmeye değer.

 Son olarak, sanal da olsa okumayı özledim.
 Not: Bu yazı hiçbir mesaj içermemektedir.
 Notun notu: Arama sana mesaj yok bu yazıda.

Dönem Sonu


                                                                         Meçhul tarihten.

Bir yorgunluk kahvesi eşliğinde yazımı yazmayı isterdim fakat midemdeki asit oranları buna izin vermiyor. Kahve dokunuyor maalesef. Emoculara benzetilen mavi ojelerim eşliğinde yazayım ben de.

 Yurdumdan kurtulmanın bedelini tek başına taşınarak öğrendim. İki yılda ne çok birikmişim var diye baktım. Atamadıklarımın canına okudum. Hepsi Uşak çöplüğünü boyladı. Atmayı seviyorum sıkıntılardan kurtulmuş gibi geliyor. Bir de yaşanmışlıkları atabilsem diyorum ve onlar da attıklarımla çöplükte anılmaya başlayacaklar diyorum. Bazı atılması gerekenlere elimi bile sürmedim. Oralarda perişan olsunlar diye.

 Güzelim evime taşındım taşınmasına da ne belim kaldı ne başka bir şey. Tam ortasında ateş açılmış gibi bir yangınla uyudum bütün gece. Sonrasında dinlemeden İzmir’e. Çok güzel koskoca bir gün geçirdim İzmir’de. Aile dostlarımız beni çok şahane ağırladılar. Akşamına da İstanbul otobüsüne bindim ve sabaha evimdeydim. Gelir gelmez koltukta uyumuşum. Hiç kendimden haberim yok. J

 Sonra Ayşe evdeki neti kapattırmış. Cinayete teşebbüs bu efendim. Benim gibi bağımlı birine yapılır mı hiç. J

 Tatile giriş bölümü malum yine sonralı bir yazı oluyor bu. Nette yok, birikti de birikti. Neyse. Kuzenimin nişanı vardı pazar günü. Ailenin temsilcilerinden biri olarak hiç oturmadım diyebilirim. Kalabalıktı, nezaket kurallarıydı pek haz etmesem de zayiatsız atlatabildim durumu. Düşündüklerim de var elbet ama hiç sıkmaya niyetim yok seni sayın okur.