18 Temmuz 2016 Pazartesi

Sevgi Zehirlenmesi


 Umut var etmeye çalışırken ve aslında ben çoğu zaman kendimi melankoliye yatkınlıkla suçlarken haklılığımı görüyorum.

 Kapana sıkıştırılmış fikirlerimizle, gerçeğin içinde binbir gerçekle, korna sesleriyle, uçak, helikopter ve daha nicesiyle güneş görmeyen küçücük bir apartman dairesinde -evimizde- sıkışıp korkuyla endişeyle kalakaldım. Hayat her manasıyla umutsuzluk vadediyor bana. Sizleri bilemiyorum. Bilmek istemediğimden değil gerçeği göremeyişimden.

 Bu iki haftadır ağladığım kaderim ülkemle paralel ilerliyor ve paralel olan hiçbir yörünge bana fayda sağlamıyor. Sosyalist sevgilerim yüceltmiyor, yermiyor öylece duruyor. Durmaya devam ediyor. Ya da eline yüzüne bulaştırıyor. İletişmiyor, beceremiyor ve beceremeyecek.

 Korkuyorum ben.

 Geleceğimizden, halkımızdan ve en çok sevgiden korkuyorum.

 Sevmeyi bilmeyen bir toplumda dünyaya gelmiş, bu şekilde eğitilmiş, hastalıklı bir şekilde yaşantımızı devam ettirdiğimiz bir hayat sürüyoruz. Buna inanıyorum ben. Aksini hangimiz iddia edebiliyoruz? 80 darbesinin travmasıyla hayata devam eden bireylerin evlatlarıyız. Hepimiz kanserliyiz.

 Bilhassa sen bizi yüreği darbeli bir halkın şerrinden koru ya rabbi!

 Selamlarımla.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Karadeniz Havası


 Kitap aldım iki adet.

 Uzun süredir bir çok kitabı yarıda bıraktığımdan bu defa ince ve beni sürükleyeceğini düşündüğüm kitapları seçtim. Gözlerimin dolmasına sebep olan Osho'nun Korku kitabındaki alıntının etkisinde kalmış olacağım ki başka bir yazarın yine korku adındaki kitabına gitti elim, aldım ben de.

 Zaman, mekan ve ruh halim açısından güzel bir tatil geçirdim. Çok iyi geldi. Köy harikaydı. 4 yıl olmuştu gitmeyeli ve oldukça özlemiştim. Yeşile ve maviye ziyadesiyle doydum. Bunaltan nemin üzerine esen rüzgarından, kuş seslerine ve tertemiz havasına...

 İşten bunalabilirsin, evden bunalabilirsin, fakat yaşamaktan bunalmışsan hepsi birden berbat olur. Hayattan bunalan insanların ihtiyacı tatil. Bir nefes almalık değil derin nefes almalık tatil.

 Köylü olmanın zorluklarını şive ve düşünce yapısıyla bir defa daha kendi kendime ispatladım. Hazır cevaplılık ve her şeye hakim olabilmek yorucu. Yine de Yasemin  ve bir kaç kafa dengi genç ile köyde eğlenmeyi başarabildim. Kız kardeşimin sürekli "evde kaldı kızımız" diye önüne gelene söylemesi ve köye çıkarken taksicinin 3 bin tl maaşlı oğluna beni istemesi gündem maddeleriydi ve annemin kızını sonunda biri istedi. Hevesini almıştır herhalde. :)

 Bir sürü yol yürüdüm, yürürken manzarayla soluklanıp çeşme sularından içtim. Ofiste, kentte çalışan herkesin kısa bir karadeniz tatiline imreneceği kadar güzel zamanlar yaşadım. Anneannemin annesini ziyaret edip 4 nesil fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedim.

 Bütün bu güzellikler köy halkının konuşmalarından kendimi günahkar edepsiz olduğumu hissettirmekten geri koyamadı. Ateşlerde yanacağım sevgili okuyucu. Birinden hoşlandım gezip tozdum öptüm diye. Saçlarım kollarım gözüktü diye. Bu zamana kadar bütün yaptıklarım beni işe yaramaz bir kadın haline getirmiş. Kirliyim ben hissi. Bu his ensemdeydi. Karadeniz mükemmeldi. :)

 Eylülde Akdeniz havası almayı, alabilmeyi hayal ediyor bu kız. Kaderime ağlamaktan fırsat bulursam.

 Ek olarak enteresan müdürüm dediydi ki; şans, hazırlık artık fırsattır. 

 Hazırım, fırsat kolluyorum.