26 Şubat 2016 Cuma

Oryantasyon Süreci




 Hayatımın geri kalanında nasıl bir yol izleyeceğim diye kendime sormayı bırakalı aylar olmuş belli. Kendime koyduğum hedeflerin önüne taşlar konuldu diye yılmadım ama ben hiçbir zaman güçlü bir kadın olamadım bu konuda.

 Her kabullenişim ailemi huzura erdirdi diye hedefler koymayı bıraktım sadece. Pes etmek midir bu?

 Bir haftadır stresle beklediğim sunum günüm geldi çattı. Bu gün beni her zaman zorlayan soruları olan müdürüme ve ekip arkadaşlarıma sunum yaptım.

 Burada bulunduğum süre içerisinde neler yaptığımı 18 dakikalık bir sunumla anlatacaktım. Öyle zannediyorum ki altından da kalkabildim. Bir ara farkettim ki epey hızlı gidiyorum ve kimseden ses çıkmıyor. "Buraya kadar sorusu olan var mı?" diye sorarak nabız yokladım. Sunumla alakalı akış gayet iyi, teknik bir soru geldi ve diğer arkadaşlar yanıtladı ben de o konudaki pozisyonuma düşen görevi açıkladım. Ve geri kalanı aynı şekilde tamamlayarak, bu nedir, ne işe yarar, peki bize faydası nedir sorularına cevap olur niteliğinde gerçekleştirdim.

 Sorunsuz, sorusuz şekilde tamamladım.

Gün içinde rastladığım şu dizeler derin etkiler yarattı. Yine kabullenme ve kaybedişle iyi anlar diliyorum.

 Sevgiler dolsun artık içimize.


"yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep. oysa tuttuğum 
elleri bırakmıyorum. sonra korkuyorlar hasletimden. ne 
denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar 
sonra. ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize."

18 Şubat 2016 Perşembe

Mesai Arası 3



 Havalar kötüleşiyor diye mi bilmem, Böylesine agresif bir gün geçirdim. Halbuki sabah evden çıktığımda kapının önündeki ağacın beyaz çiçekler açtığını gördüğümde sevinçle el salladım. Etraftan gören olursa zaten umursamıyorum diye düşünüp daha da keyiflendim.

 Günlerdir bel ağrısından gece yarısı uykularımdan uyanmalar beni bezdirdi. Sabah kalktığımda dakikalarca ağrıdan çok hareket edemez oldum. Normal zamana göre erken kalkar bile oldum. Sancılardan çok hızlı yürüyemesem de servise doğru ilerlerken karşı caddemden servisim ağır bir video film gibi geçti gitti gözlerimin önünden. İki üç sabahtır aynı şeyi yaşıyorum. Geçmesi gereken zamandan erken geçiyor üstelik saniye beklemiyor. Gereken birimlere derdimi sakinliğimde anlattığımda servis yerinde 5 dakika önceden bulunmam gerektiğinin bana karşı tez olarak geleceğini adım gibi biliyordum.

 Sorunsal bu. Yani erken geçip gitmesi hata iken benim 5 dakika erken gitmemem suç olur. Bunu yaşadığım ülkeye mi, çalıştığım kuruma mı yoksa kent yaşamına mı yormalıyım bilemiyorum. Koskoca koç grubu memnuniyetimi böylelikle yerle yeksan etti.

 Sorumluluklarımı biliyorum da neden yön duygusu olmayan insanları şoför diye alan şirketimiz bu sorumluluğunu bilmez. Böyle mutsuzluklarım var. Ankara'yı düşünmemek için.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Haftasonu Çıkartması




Ölemiyorsak gezelim bari...

 Birçok zaman iyi geliyor. Yeni yerler, yeni yüzler, sokaklar..

 Ki sokaklar aslında en çok akşam güzel.

 Gece oturduğum günlerimi özlüyorum. Sabahlara kadar bütün geceyi izlediğim, dinlediğim, tadına vardığım.

 Özlediğim gece mi, yalnızlığım mı, kendim mi yoksa?

 Böyle bir yola gidiyorum şimdi.

 Neyse.. Kuzenimin arkadaşı İstanbul'a geldi diye gezmeyi meşru hale getirmekten öylesine hoşnut oldum ki anlatamam. Kafama esti diye dışarı çıktım günlerinden okulla birlikte mezun olmuşum meğer. Evde olmadığım her anın mantıklı bir gerekçesi olması gerekiyor. Yazarken bile gülüyorum buna. Ufaktan sıyırıyorum sanırım.

 Benim çizdiğim rota onlara çok cazip gelmedi. Zaten ben de fikir sunmuştum. Kuzenimin planına göre hareket ettik iyi de oldu. İzole bir çocukluk geçirdiğimden hala gitmediğim bir çok yer var İstanbul'da. Bir de gidebilmek için gerekçeler sunmam gerekiyor. Vallahi bunalıyorum.

 Kadiköy'e gidip bende nostalji etkisi uyandıran tramvaya bindik. Barış Manço Müzesini ziyaret ettik. Pek bir güzel, pek bir şirindi. Bana kötü ama çok kötü bir adamı anımsattığından -ki bu sadece benzerliğinden kaynaklı- çok da incelemeden çıktım oradan. Kadıköy'de oturmayı hep istemişimdir. Moda sokaklarına hiç girmeden istedimse bunu şimdi arzum ikiye katlandı.

 Hava buz gibi. Ama martıların ve İstanbul'un görüntüsüne karşı koyamayıp dışarıya çıktık. Donarak Eminönü'ne geçtik. Kapalı çarşıda insanların arasında birbirimizi kaybetmemeye çalıştık. Oradan Gülhane'ne Sultanahmet filan... İlk defa orta okulda geziyle gelmiştim. Saat beş gibi oradaydık. Müzelere giremedik. O biraz kötü oldu ama dert mi?

 Buradan Ortaköy'e geçip kumpir yedikten sonra Beşiktaş, vapurla Üsküdar oradan da son olarak eve geçtik. Cumartesi gününü yaşamak olarak tanımlıyorum.

 Pazar günü Tuba'yla buluştuk. Bayağı olmuştu görüşmeyeli. Muhabbet edip sahafa gittik. Orada kendine eski tahtadan bir valiz aldı. Eski eşya kutusu yapacakmış. Evdekilerin bununla karşılaşması geldikçe aklıma hala yüzümde bir gülümseye engel olamıyorum.

 Az düşünmeli bol gezmeli bir haftasonuydu. Umuyorum ki evden ve biraz şehirden uzakta bir haftasonum daha olur. Ruhum dinlenir, ağlar, yenilenir, temizlenir...

Yüreğinize kuşlar konsun.

4 Şubat 2016 Perşembe

Mesai Arası 2



 Bir tane müdürüm var ki aslında benim bir çok müdürüm var. :)

 Neyse işte en yetkili olanlardan bir tanesi arada sırada denetlemeye geliyor bizi. Değişik değişik sorular sorup yanıtlarımın tamamını sanki dinlemiyormuş gibi geliyor bana. Ve sinir oluyorum aslında biraz. Kendimi işe yaramaz hissediyorum.

 Yine ölmeyi arzulayıp keyif ve tat alamadığım şu günlerde takıntı haline getirebileceğim şeyler yapmasınlar bana. Mutluluk nedir? diyor. Olumsuz bir özelliğin nedir? diyor. Yanıtlarımın sonunu dinlemiyor. Dinliyor fakat kafası başka şeylerle de meşgul. Çok da ilgilenmiyorum bununla. İşle alakalı sorular soruyor yanıtlarını çok veremiyorum. İşte bunlar hep eksiklik diyor. Ardından saçını mı boyattın diyip ruj sürmüşsün, tazeliyor musun diye soruyor. Evet dedim ben de. Kadın olmak da zor iş diye söyleniyor.

 Dün sabah bana Esra Erol'u izliyor musun diye sordu. Ses yarışmasında birinci olan çocuğu sordu. Böyle tuhaf tuhaf şeyler yaşıyorum. Dur bakalım...

 İşe geliyorum, akşama kadar birkaç görevler var onları yapıyorum, internetten bolca bir şeyler okuyorum. Bazen kitap getiriyorum, araya bir iki şiir sıkıştırıp akşam servisle eve dönüyorum. Evde TV açık oluyor hep. Bir iki saat de öyle oyalanıp yatıyorum.

 Şimdiki bahanem yalnızlık.

 Umudu tükenmiş biriyim ben. Yaşım 25. Tam bir yıl önce ölüm isteğiyle tanıştım. Öncesinde bu sağlığı kolay elde etmediğimden biraz tadına varmak istemiştim fakat şimdi süründürmeyen bir son istiyorum.

 Yarın ayrılık acısından bahsedecek olabilirim, sonraki gün yeni bir aşktan ve belki bambaşka bir yaşamla gelecek olabilirim buraya. Ne kadar kalabalık olursam olayım ölüm kadar gerçek ölmek arzusu.

 Beynimde aylardır her gün şaşmadan dönen adam. Yiteceksin. Ne zaman olur bu, çok da kestiremiyorum.

 Sevgiler dolsun yüreğinize.