9 Nisan 2015 Perşembe

Vizeler Malum


 Var olsun fotokopiciler.

 Üniversitemin uzatmalı yıllarında şükran içinde o güzelim kitapların arasından birkaç bilgiyi çoğaltıp beynime kısa süreliğine alıp kağıda aktarabildim diye öylesine mesudum ki. İfadeler yetmez anlatmama.

 Mutsuzluğumun tek sebebi kitaplığımda süs niyetine tutabileceğim bir kamu yönetimi kitabım bile yok. Okulu bitireceğim yine de. Altın bilezik klasiği.

 Neye geldik, okumaya deyip evden adım atmadığım yıllar da oldu. En az sırf eğlenceye düşkünlük yüzünden okulu ihmal ediş kadar gereksiz bir tavır bu da. Yahu yaşa gitsin. Tek görevi tüm öğrencilerin okumak filan değil ve okumak denen şey (notlardaki başarı kıstas alınıyor malum) öyle çok da afili bir halt değil. Samimi söylüyorum, akşam bakıp hafızaya atmayla mezun olunabiliniyor.(Olamadı.)

 Niteliksiz bir kamu mezunu olacağım için yarı pişmanlık yarı intikam duyguları içerisindeyim. Kimden intikam aldığım konusunda hiçbir fikrim yok. Umrumda da değil açıkçası.

 Yazıyorum falan ya şimdi. Güzel bu. Arada kitaplar da okuyorum. Kendimi iyi hissediyorum böyle.

25 Mart 2015 Çarşamba

.






Bir leke ne çok şeyi hatırlatıyor ve yine çok şeyi anlatıyor. Kanıyorsun, kanıyorum. Rüyalar öylesine güzel ki. Ne uyumak istiyorum geceleri ne uyanmak istiyorum günlere. Uyandığımda ışık varsa şayet mutluyum. Bir varmış bir yokmuş. Sevinçlerim kadar mutluluklarım. Kitaplarla geçiştirilesi bütün düzenler, alışkanlıklar. Bak ne güzel şeyler söylüyor ikinci dakikadaki o nefes. Aslında bütün sesler iyilik söylüyor. İçimdeki hariç. Bütün ağaçların çentiklerini aşka cesur olamayanlar oluşturuyor. Çoğunluktalar ve haklılar, biliyoruz. Şu baştaki ezgi ilklerin. Nereden uydurulmuşsa bu raks. Bana aitken birden bir çok kimselerin oluveriyor. Dinledikçe çoğalıyor kimseler. Yönlendirebilecek iken kabuslar müdahele etmemenin hazzına varıyorum. Dinliyorum.



11 Mart 2015 Çarşamba

...



 Yazarken eşlik etmesi için aradığım en sakin ses sessizliğim oldu. Yazmaya özlem yazdırana minnet ve sitemle diyerek başlamak istiyorum söze.

 Masal perisi doğuyorsa içime içime uykusuzluk diye, bilirim ki benden yanadır değneğinin pırıltısı. Göremesin diye göz bebeklerim ihaneti. Bana "daha"lar bahşeden Yabancı'ya çayın hatırına sevgiler sunuyorum. Öfkemin harını özlemle dindirip sarıyor beni yine kendime.

 Kimi katsam selime kalbi elimde kalıyor Mavi Kuş. Ki bu kafes ne yitebildi ne de sahip oldu büsbütün. Kabullendi. Kadınları, adamları, sızıları. Sustukça, sesler daha da yükseldi. Anlatamıyorum, o kadar yüksek ki kelimeleri. Duyuramıyorum, o kadar yüksek ki gözleri ve soramıyorum, zincirden elleri.

 O balkon camından bakarken çamların ardında bir fahişe hayal ediyordum. Öylesine vakur ki karşımda. Ben de utanmadan susuyorum boyuna. Cüretimi bağışla. O sıra sen sigaranı çekiyorsun doyamıyorum çamlara bakmaya ve korkuyorum, mavi kuş ölüyor. Bu kaçıncı?

 Dökülen dolap kapaklarından birinde işvemi bıraktım. Yeşil. "Güzel rengi var" dedim kendime. Sonra çamlar... Derinliği neşeyle gizledim. Bir de baktım yazınlardaki birikim koskoca bir hiçmiş meğer. Tav olduğum itibar hep aynı yerde su koyverdi. Dedim ki aynı derecede günahkarız. Aynı derecede sahtekar. Ayna arıyorum usuldan. Mühimdir. 

 Ellinci sayfada bulmuş o adamı. Paspal ve nahoş değildi fakat yıllar evvelinden tahlil etmiş zıttını. Şaşkınlığıma hayranlık koydum bir kez daha. Kalemleri koynumda uyudum, uyandım. Yine de özledim.

 Yanisi Mavi Kuş şu masumiyet dediğin ya bir gecede yolunu kaybetti ya da kabuslarda kirlendi. Dilediğince uçsun diye belki.