28 Nisan 2012 Cumartesi

Tekboynuz

 Kârdayım efendim. Böyle pembe masallara, dileklere itibar etmemekle beraber dilime almadan edemiyorum. Sevgimi belli eden biri değilim. Bu sebeple kelimeleri süslemem gerekiyor ama aklıma ilk gelen şeyi söylediğimden bu konuda da başarılı değilim. Ben diyorum zaten kendime odunsuyum diye. İşte süslemem de bu kadar oluyor. Odunsu da nedir yahu. :)

 Her ne ise, güzel bir dilekte bulunmak istedim dün. "İyi geceler, rüyanda kelebekler gör" dedim bir arkadaşa. Galiba başardım ben bu işi. Ucundan kıyısından yakaladım bir şeyler ve karşılığı güzel oldu. Cici arkadaşım da benim rüyam da unicorn görmemi diledi. Dilek bu sınır konulamaz öyle değil ya. Ama neymiş bu unicorn bir araştırmaya koyuldum.

 Tek boynuzlu at imiş. İlkten resimlerine baktığımdan gerçekte var olduğunu düşündüm saf saf. :) Sonra vikipedi bilgilendirdi beni sağ olsun. Mitolojik bir kavram olmakla beraber gerçekte varlığı da şaibe de. Saf ve masum olduğuna inanılıp bu sebeple sadece bakire kızların yanına yanaşırmış. Garibim bu sayede yakalanıyormuş ancak. Kelime kökeniydi, hangi dönem de nerede yaşadığıydı google'da mevcut.
Meraklısına: http://tr.wikipedia.org/wiki/Tekboynuz
Kısa günün kârı bir şey daha öğrendim. :)

Rengi de beyazmış oy canım benim. :)

26 Nisan 2012 Perşembe

Sözümü Yerine Getirdim


Çizim ekleyeyim demiştim geçenlerde. Şu dakikalarda bitirdiğim resmi paylaşıyorum sıcağı sıcağına. Bir sürü kusur var yine. Acemi olarak kalacağım bu işte sanırım. Ama keyif alıyorum yeterli midir?

25 Nisan 2012 Çarşamba

Sınav Sonrası Klasiği

 Yoğun bir sınav maratonundan sonra sınav takvimimle vedalaşıp İstanbul'a doğru yol aldım.

Pekte iyi geçmeyen bir yolculuk oldu benim için. Kütahya'ya giden yol ile midem bir türlü anlaşamıyor bütün yol boyunca naneli şeker ile derin bağlar kuruyorum. Yol üzerinde otobüsümüz polis memurları tarafından çevrildi. Bir süre bekleyişten sonra yanımda duran üzerinde maliye yazan bir minibüsün içinde şoförümüzün el hareketlerinden imza attığını anladım. Maliye memurlarından bir tanesi parmağıyla tehdit eder biçimde tahrik edici hareketlerde bulunsa da yolumuza devam ettik olay çıkmadan. Kafamda yazarken yakalım kendimi. Rütbesi ona bu hakkı veriyor mu? Eşitlik, adalet... 

 Sağsağlim evime gelir gelmez mutfağa atım kendimi, dolapta ne bulduysam artık. Pekte önemsemedim zaten nasılsa bir sonraki gün arkadaşım Çağla bana zeytin yağlı dolma yapacaktı ki nitekim öyle oldu. Çaydı, muhabbetti, dolmaydı hem midemize hem gönlümüze hitap eden saatler geçirdik beraber. 
 Pek bir yere çıkmadım. Kardeşimle zaman geçirdim çoğunlukla, kitap okudum. Ladesi öğrettim ona beyin egzersizi olsun diyerekten. O kazanırsa bir gün boyunca televizyon izleyecekti, ben kazanırsam o kitap okuyacaktı. İşin ucunda kitap varsa elimden kaçmaz, kaçmadı zaten kazandım fakat o kitabı okutturamadım. Çokta üstelemedim, televizyon izlemek yerine okumayı tercih etmiyor ne yazık ki. 

 Perşembe günü pek değerli arkadaşım Fatmanur'a gittim. Yine azar yedim ki sormayın. Hiç benden bahsetmiyorsun diye serzenişte bulundu. Uzun mu uzun bir gün geçirdik. Her şeyden bahsettik test çözdük sonrasında, KPSS'ye girecek. Benim için de iyi oldu anımsadım bir çok şeyi. Sınav dönemi özleyeceğimi söyleseler inanmazdım. Artık rüyalarımda soru çözer olmuştum. Şimdi de farksız olduğu söylenemez. Evdeki bir hafta boyunca saat 7:00'de sınava geç kaldım diye uyandım. Bir kere de gecenin bir vakti üzüntüden uyandım. Bir sınavımdan oldukça düşük puan almışım. Pek düşünmüyorum sınavları, çalışıp gidiyorum. Artık bu notları aldığımı değil verildiği düşüncesini çalışarak kanıtladım. Neyse, ne diyordum? Fatmanur. Aklıma gelen ilk şey lisede sınıfa girer girmez sanki kırk yıl görüşmemiş gibi hiç şaşmadan her gün sıkı sıkı sarılmamı hatırladım. Bu günlerin hasretini gideriyormuşum diye yorum getirdim şimdi. Ağlamaya başladığımda saatlerce susmadığımdan ağlatmaya korktuğun vardı bir de. :) Sınav streslerinin çekilmediğini buradan itiraf etsem belki bir daha bahsetme dersin. Sana ayrı bir tat kattığı kısmına girmiyorum. Ama şu kopya kavgaları en anlamlı tartışmalardı o günler. İnandığın bir şey uğruna gözünü karartman da çok asildi bak. Bu kadarı elbette yetmez biliyorum ama her şeyi de yazmamakta yarar görüyorum. Eve dönerken de minibüsçü o kadar kötü kullanıyordu ki el bile sallayamadım eli kopasıca direksiyonu kullanan adam yüzüne. Bu durum da Fatmanur G. 12 TM F, 20 K, oturgaçlı götürgeç klasiğini anımsattı. 

 Dönüşte de Uşak'a dönmek için biletimi alacaktım ki resmen İstanbul'da rehin kaldım. Uşak'ın önemli firmalarından Anadolu'nun iflası üzerine bilet bulamadım bulsam da servisi olmadığından almak istemedim, salı'ya kadar evdeydim yine. Salı günü saat 13:00'te bindim ve yine tren yolunu yakaladım, takıntım yüzünden bütün yol boyunca takip ettim. 

 Kardeşimi de yanımda getirebilme şansım olsaydı keşke.

8 Nisan 2012 Pazar

Sonrası Bol Bir Yazı

 Nisanın kaçıydı diye düşündüm düşündüm de bakmaya üşendim. Bir sene olmuş blog yazalı.Dönüp bakmalı mı bakmamalı mı eski yazılara? Kendimde bu cesareti bulamasam da bakmaya karar verdim. Biraz öz eleştiri yapayım barim.

 Resimli bir yazıyla başlamışım yazmaya. İnsanlar kiminle muhatap olduklarını bilsin istedim. Sanallıktan kurtulmak adına. Kanlı canlı biriyim işte. Sanal değilim diye gözüne gözüne sokmuşum. Ne yazdığımı okuyacak kadar cesaretli değilim şu saatlerde.

 Yazamamaktan yakınmışım bir ara. Sonrasında konserden bahsetmişim. Şu an adını bile anmadığım Gece Yolcuları'nı kuliste ziyaret etmiştim. Tabi verdiğim savaş bu ziyaretten daha ilgi çekici. Ne yazık ki hala dediğim dedik, hala inatçıyım.

 Bilmiş bilmiş bir filmi eleştirmişim. Sonra müthiş bir hızla inip biricik oda arkadaşımla pazar olayını anlatmışım. Okulum bitmiş Samsun, Fatsa ve Bursa'dan sonra evime varabilmişim. Bu sırada bunalıma girip bir dörtlük karalayıvermişim. Sonra göz çapkınlarından birine verip veriştirmişim.

 Duymayışımı toplumsal olaylarla bağdaştırıp piknikle sosyalleştirip sunmuşum. Ve şiir adına daha güzel şeyler yazmaya başlamam "Sevgidir Yekta" karalamasından sonra olduğunu düşünmeye başladım.

 Deniz ablam evlenmiş ve ben kabalık yapmıştım o dönem, af buyursun buradan söyleyeyim. Geçiş dönemi işte. ;) Saflığım tutmuştu bir de. Sara nöbeti geçirdiğini sandığımız bir gence aldanmıştım, aldanmıştık tüm otobüstekiler.

 Üstüme vazife olmadan pek değer verdiğim Aynur ablamın bir şiiri üzerinden denememsi bir şey karalamıştım. Yine gözlem peşindeymişim sonrasında.

 Ne kayaymış yahu ağla ağla dinmedi göz yaşı.

 Sonrasında huzur dolu bir günümü anlatmışım. Lise arkadaşlarımı çok seviyorum. Onlar da benden desteklerini hiçbir zaman eksik etmiyorlar. İyi gezmişim dedirten bir yazıyla Çamlıca tepesindeyim. Bir de canlı müziğe gitmişim bu günlerde nasıl bir şeydi acaba diye andığım.

 Sonra doktoruma karşı ne varsa içimde dökmüşüm. Diğer doktorlara haksızlık ettiğimi hemen söyleyeyim. Bu konuda hala fikrim değişmiş değil ama.

 Yine isyanlardayım birilerine veya kavramlara karşı. Türk filmi günü yapmışız Tûba'yla. Sonrasında internet yasağı koymuşum kendime. Çok fazla uyamamış fakat büyük çaba göstermiştim. Bir süre biricik ödevim tek derdim olmuş. :)

 Ten ile Tin. Ayrı bir başlık, ayrı bir hikaye, ayrı bir tat. Günün seçkisi olmuştu sitelerden birinde. Mutlu olmuş idim. Seçilen benim şiirim değil, yaşanılan hikayedir efendim. Gözlemlerimle ne kadarına şahit olabildiysem o. Kıyısından bile yakalayamadım belkide.

 Sonrasında evime gidip misafirimize karşı tabiri caizse çirkeflik yapmıştım. Çileden çıkarmıştı ama beni. Sınavları transit geçiyorum şu an aramız pek iyi değil. :)

 Not: Hala agresif bir evladım.

 Çocukluğumdan bir anı. Karadeniz öyküsü. Ve komünizmin hayatımdan çıkışı. 

 "Yağmur Saçlı Kız"ımı okumaya hala doyamıyorum.

 Resme olan yeteneğimi keşfimle berbat bir kadeh çizip oraya yerleştirmişim. Hangi akla hizmet ben de bilmiyorum. Daha iyi çizimlerim varken neden bunu koymakta ısrarcı oldum acaba. Güzel bir şey çizip koyacağım bir ara.

 Hüzün, on katı şimdilerde.

 Günün seçkisi bir yazım daha. Yazarken büyük zevk alıp kardeşimin resmini de üstüne yerleştirdim. Çok da şık durdu diye düşünüyorum.

 Entellektüelliğe bir adım daha Dali sergisiyle.

 Kamu okuduğumu hatırlayıp siyaset konuşmuşum ve konuştuğumu inkar etmişim. Politik olmak enteresan şey.

 Sümbülüm şimdilerde sonbaharında. Üzüldüm ama elimden bir şey gelmedi.

 İntikamından korktuğum şakam. Bu gün "seni korkutmak çok kolay olacak Hamide" sözlerini duydum. Uyu uyuyabilirsen artık. :)

 Blogum seni kaybediyordum az daha. Ne bunalımlara girdim. Emeklerim gitti diye. Başlığım da korkumun eseri pampiş bir öbek olmuş bu yazımda. Gitme dur demediğim kalmış. :)

 Bir sene işte böyle geçmiş.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Hep Benimle Kal Blogum

 Ayrılıklar güzeldir. Değer kıymet açısından kutsal bulurum.
 Bir arkadaşın uzun bir süreden sonra sevdiği ile konuşmaya başlamasına vesile olmuşum. Yaptığım bir şey de yok ortada. Sadece unutulmayanı hatırlattım ve neden konuşmuyorsun, ulaşamaz mısın ona gibi sorular sormuştum. Bundan cesaret alarak bir şekilde ulaşmış ve aralarında hoş sohbetler geçmiş. Daha onlar nasılsın, neler yaptın sohbetlerinde iken ben evlendirdim onları düğünlerine bile gittim. Bir acelecilik ki sormayın.

***

 Yukarıdaki kısmı yazdığım gün elimden alındı blogum. Ama suç tamamen benimdir kabul. Madonna'nın klibini izleyeyim dedim. Youtube doğum tarihimi istemiş ben de günün tarihini girdim. Girdim ama neden bir sorun. Baktım tarih 1 Nisan. Tûba'ya şaka yapayım diye muzurluk düşünürken yaptım bu hatayı. Blogum yaş nedeniyle kapatıldı. Nasıl üzüldüm. Sonrasında kimlik bilgilerimi vererek kurtuldum maalesef. Bir arkadaş Allah'ın sopası yok şeklinde yorum getirdi buna. :)

 Gelelim şakama. Güzel bir şaka oldu. Her ne kadar intikamının kötü olacağını bilsem de. Bir önceki gece 1 Nisanın ilk saatlerine tekabül ediyor ki bu. Tûba kattan kızlara deprem oldu şakası yapmış iki kız arkadaşta korkmuşlardı. Ben de hemen onların yanına gittim. Şaka yapalım diye. İntikam duygularını dürtükledim. Bütün katı organize ettik. Bir arkadaş Tûba'nın yatağının altına girdi. Marketten gelen Tûba bir yandan üstündekilerden kurtulurken bir yandan benimle konuşuyor, bolca günahımı alıyordu. :)

 Su şişesini eline aldı tam yatağına otururken arkadaş ayak bileğini tuttu. İrkilmeyle beraber bendeki kahkahalar... Ardından gelen "kim o, kim" sorusu bizim kızın 3-5 saniyelik korkusu... Tûba'nın korkusu da bu kadar olur. O kadar uyanık ki bu kadarı bile yetti. Bizim için nasıl planları var bilemiyorum tek bildiğim çok korkacağım. Değer mi? Değer vallahi.

***

 Yaklaşık bir aydır boyun ağrısı çekiyorum. Sabahları oturarak uyuyorum neredeyse. Yatağın her karesini kullanıyorum fakat yine de kurtulamıyorum boyun ağrısından. İki hafta önce doktora gitmiştim. Yanımdaki hasta doktordan çok fena azar işitince sesimi çıkaramadım verdikleriniz ilaç mı kas gevşetici krem mi diye soracaktım. İlaç vermiş ve ilaçlardan iki tane almamla beraber midemle bozuştuk. Ben de kullanmayı bıraktım. Geçer gibi olmuştu tam ki bırakınca tekrar etti. Kendi doktorumu aradım. Fizik tedavi doktoruna görünmemi söyledi. Burada fizik tedavi hastanesi Uşak'ın başka bir yerinde imiş. Sora sora bindim minibüslerden birine. Yanlış olanına binmişim bir de sayısı varmış Halk konutları 1 diye. Bana tarif edeni yanaklarından öpüyorum..!
Şöfer bey en yakın yerde indirdi, kalan yolu tabanvay ile aldım. Hastaneye gittim saf saf etrafıma bakınıyorum. Neresi burası yahu nereye geldim diye. Ama canım fena halde kaybolmak istedi. :) Doktorun yanına girdim. Hastalığımla da övündüm. Küçük bir ilin ilçesinde skolyoz hastası ile kaç doktor karşılaşabilir ki. :) Aman korktuğum bir şey de yokmuş. Tıpta fibrositis halk dilinde şu çok sık duyduğumuz kulunç gelmiş benim boynumu bulmuş. Kaç haftadır kötü bir şey söyleyecek diye erteledim gitmedim doktora. Sınavlardan sonra fizik tedavisine başlayacaklar. Hadi bakalım hayırlısı. Bu arada gittiğim yer güzel bir yerdi. Şu filmlerdeki kuş uçmaz kervan geçmez mekanlarda bulunan durakların aynısından bir durakta oturdum ve minibüs gelince de bindim ilaçlarımı alıp pek sevgili yurduma geldim. Baktım bu kulunç neymiş ne değilmiş. Kas topaklanması diye açıklamış bir ekşi sözlük yazarı. Bir avuç kas vardır zaten ben de onlar da işe yarayacağı yerde ağrı veriyor yahu. Ne topaklanıyorsunuz dursanıza durduğunuz yerde. Güzel güzel işlevinizi görün işte.

 Sınavlar geliyor bir de. Gelsin istemiyorum ama geliyorlar. İyiydi böyle ya. Zaten misafir sevmem ben niye geliyorlar anlamıyorum. :)