8 Nisan 2012 Pazar

Sonrası Bol Bir Yazı

 Nisanın kaçıydı diye düşündüm düşündüm de bakmaya üşendim. Bir sene olmuş blog yazalı.Dönüp bakmalı mı bakmamalı mı eski yazılara? Kendimde bu cesareti bulamasam da bakmaya karar verdim. Biraz öz eleştiri yapayım barim.

 Resimli bir yazıyla başlamışım yazmaya. İnsanlar kiminle muhatap olduklarını bilsin istedim. Sanallıktan kurtulmak adına. Kanlı canlı biriyim işte. Sanal değilim diye gözüne gözüne sokmuşum. Ne yazdığımı okuyacak kadar cesaretli değilim şu saatlerde.

 Yazamamaktan yakınmışım bir ara. Sonrasında konserden bahsetmişim. Şu an adını bile anmadığım Gece Yolcuları'nı kuliste ziyaret etmiştim. Tabi verdiğim savaş bu ziyaretten daha ilgi çekici. Ne yazık ki hala dediğim dedik, hala inatçıyım.

 Bilmiş bilmiş bir filmi eleştirmişim. Sonra müthiş bir hızla inip biricik oda arkadaşımla pazar olayını anlatmışım. Okulum bitmiş Samsun, Fatsa ve Bursa'dan sonra evime varabilmişim. Bu sırada bunalıma girip bir dörtlük karalayıvermişim. Sonra göz çapkınlarından birine verip veriştirmişim.

 Duymayışımı toplumsal olaylarla bağdaştırıp piknikle sosyalleştirip sunmuşum. Ve şiir adına daha güzel şeyler yazmaya başlamam "Sevgidir Yekta" karalamasından sonra olduğunu düşünmeye başladım.

 Deniz ablam evlenmiş ve ben kabalık yapmıştım o dönem, af buyursun buradan söyleyeyim. Geçiş dönemi işte. ;) Saflığım tutmuştu bir de. Sara nöbeti geçirdiğini sandığımız bir gence aldanmıştım, aldanmıştık tüm otobüstekiler.

 Üstüme vazife olmadan pek değer verdiğim Aynur ablamın bir şiiri üzerinden denememsi bir şey karalamıştım. Yine gözlem peşindeymişim sonrasında.

 Ne kayaymış yahu ağla ağla dinmedi göz yaşı.

 Sonrasında huzur dolu bir günümü anlatmışım. Lise arkadaşlarımı çok seviyorum. Onlar da benden desteklerini hiçbir zaman eksik etmiyorlar. İyi gezmişim dedirten bir yazıyla Çamlıca tepesindeyim. Bir de canlı müziğe gitmişim bu günlerde nasıl bir şeydi acaba diye andığım.

 Sonra doktoruma karşı ne varsa içimde dökmüşüm. Diğer doktorlara haksızlık ettiğimi hemen söyleyeyim. Bu konuda hala fikrim değişmiş değil ama.

 Yine isyanlardayım birilerine veya kavramlara karşı. Türk filmi günü yapmışız Tûba'yla. Sonrasında internet yasağı koymuşum kendime. Çok fazla uyamamış fakat büyük çaba göstermiştim. Bir süre biricik ödevim tek derdim olmuş. :)

 Ten ile Tin. Ayrı bir başlık, ayrı bir hikaye, ayrı bir tat. Günün seçkisi olmuştu sitelerden birinde. Mutlu olmuş idim. Seçilen benim şiirim değil, yaşanılan hikayedir efendim. Gözlemlerimle ne kadarına şahit olabildiysem o. Kıyısından bile yakalayamadım belkide.

 Sonrasında evime gidip misafirimize karşı tabiri caizse çirkeflik yapmıştım. Çileden çıkarmıştı ama beni. Sınavları transit geçiyorum şu an aramız pek iyi değil. :)

 Not: Hala agresif bir evladım.

 Çocukluğumdan bir anı. Karadeniz öyküsü. Ve komünizmin hayatımdan çıkışı. 

 "Yağmur Saçlı Kız"ımı okumaya hala doyamıyorum.

 Resme olan yeteneğimi keşfimle berbat bir kadeh çizip oraya yerleştirmişim. Hangi akla hizmet ben de bilmiyorum. Daha iyi çizimlerim varken neden bunu koymakta ısrarcı oldum acaba. Güzel bir şey çizip koyacağım bir ara.

 Hüzün, on katı şimdilerde.

 Günün seçkisi bir yazım daha. Yazarken büyük zevk alıp kardeşimin resmini de üstüne yerleştirdim. Çok da şık durdu diye düşünüyorum.

 Entellektüelliğe bir adım daha Dali sergisiyle.

 Kamu okuduğumu hatırlayıp siyaset konuşmuşum ve konuştuğumu inkar etmişim. Politik olmak enteresan şey.

 Sümbülüm şimdilerde sonbaharında. Üzüldüm ama elimden bir şey gelmedi.

 İntikamından korktuğum şakam. Bu gün "seni korkutmak çok kolay olacak Hamide" sözlerini duydum. Uyu uyuyabilirsen artık. :)

 Blogum seni kaybediyordum az daha. Ne bunalımlara girdim. Emeklerim gitti diye. Başlığım da korkumun eseri pampiş bir öbek olmuş bu yazımda. Gitme dur demediğim kalmış. :)

 Bir sene işte böyle geçmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder