30 Haziran 2012 Cumartesi

Ayşe Bank


 Cebimde 5 lira param kalmış. Duygusal bankam olan anneciğimi aradım hemen. "Ayşee" deyince anladı zaten. Gönderdi hemen bana 5in yanına bir sıfır daha koyarak hesabıma. Yurttan çıktım benim bankanın ATM'si en yakın merkezde var. İzmir Ankara yolu üzerinde ilerliyorum. Yolda yürürken yere bakarak yürür ve bir gittiğim yeri bir daha gitmeye mümkün değil bulamam. Her ne ise. Bir kaç saat önce sınavından çıktığım hocamı gördüm. Daha doğrusu o beni gördü, malum ben yere bakıyorum. Bana "bu bizim kız değil mi gelen" diyor. "Bizim kızı" da olmuşum haberim olmadan. Nasıl sevindim. "Acaba siyaset bilimi sınavını mı düşünüyor" dedi. Ben de iki laf arasında "ya ya, evet, acaba sözleşmeci kuram için yazdıklarıma puan verir mi" diye düşünüyordum dedim. Bayağı gülüştük. Bir hocam tanık olmamıştı yere bakarak yürüdüğüme o da oldu. Sonrasında notun önemli olmadığını, bilmenin benim için daha mühim olduğunu belirtip konuyu kapadım. Bir kaç tatlı dialogdan sonra ayrıldık.

 Hala inemedim merkeze ilerliyorum. Bir kadın ağlayarak ilerliyor arkasında bir adam ve elinden bir çocuğu tutmuş. Kadın hıçkırıklar içinde ilerlerken adam höt höt bir şeyler söyledi, anlayamadım. O an içim nasıl ezildi.
O kadının çaresizliği, çocuğun gördükleri...

Adam mı?
Niye kızamıyorum ona acaba?
Keşke biraz daha ayrıntılı bilgiye sahip olabilseydim.

 Sonra düşündüm. Elit bir restoran var Uşak'ta basit bir sandviçi içi gözükecek bir şekilde sunuyorlar. Önce göz doyurmak mı ki amaç. Düşündüm işte. Düşünmeden yapamadım. O kadın ile o ortamlar arasındaki uçurumu.

28 Haziran 2012 Perşembe

Böcek

 Sınavdan çıktım bu gün arkadaşlarımdan bazıları da benim gibi bütlere kalmışlar. Evlerinden yeni geldiklerinden okulda görüşebildik. Her ne ise çıktık sınavdan kantine gittik oturuyoruz. Böceklerden hiç haz etmiyorum. Küçükken, küçük dediğimde 16- 17 falanım kuzenimin beni ölü böcekle korkutmuşluğu vardır. Bir defasında da yine ölü böcek görünce ağlamıştım. Tiksiniyorum ne yapayım.

 Bu gün de kantinde otururken yerde böcek gördüm ufak. Merak etmeyin ağlamadım arkadaşım Murata ayağını çek böcek geliyor dedimdi biraz tedirgin bir sesle. Karşımda oturan bayan arkadaş ayağını basmasıyla öldü. Ölü gördüm ya böceği ağlamaktan beter bir tepki verdim. Yaşayabilirdi. Ölmesi şart değil yani.

 Sonra ne var işte ne korkuyorsun dedi. Ben de sevmem pek diyecek oldum ki. O da seni sevmiyor belki içinden kocaman bu kızın ne işi var yolumda diyor belki demez mi... Ne diyeceğimi de şaşırdım.

 Bu saat olmuş böceklerden kurtulamıyorum. Yatağıma kamp kurdu bir tanesi gitmiyor. Öldü mü yaşıyor mu bir türlü anlayamadım saatlerdir duruyor orada. Asıl böcek benim yatağımdan çekilse diyorum ben de şimdi o kıza. :))

 Şunun tipe bakın yahu. Ya da bakmayın. Nasıl desem bilemedim. Kötü işte. :(

27 Haziran 2012 Çarşamba

Bit Bit

 Bütün enerjim söndü yine. Hayır zaten yoktu da, bu gün gittim enerji içeceği aldım kendime. Sanırım biraz kimyasal olmadan hal olmayacaktı bu iş. Bir kaç yudum aldım, hiç bir etkisi olmadı. Alkol değil he :) kullanmam sevmem. Felsefem gereği hoş karşılamam. Sporcular için önerilen bir şey. Markette dolanırken gözüme çarptı da aldım öyle. Mutluluk verir de belki konsantrasyonum artar diye falan filan...

 Ne çok şey yüklemişim meğerse bu içeceğe ben. Tatlı su gibi bir şey başka da bir şeyi yok. Zaten artık kendinden geçmiş, ağrılarına bağışıklık kazandığım bir mideye sahibim. İyice ümidini kesti benden. Zavallı...

 Ben aslında şey diyecektim. Ne kadar iyi ezber yapabiliyorum yarın o ölçülecek. Ona kızdımdı biraz. Sabahın 09:00'unda belki iş hayatında özel sektörde yer alacağım almasam da ve ezberlediklerimin zerresini bile hatırlamayacağım bir iş için okula gideceğim. Şimdi doğurduğu sonuçlar; işe yaramayan bir mide. Beyin hücrelerime acıyorum. Bazen de diyorum ki Hamide zaten çoğunu kullanmıyorsun ölsünler. Bir de sabah uyanamam diye uyku tutmuyor en son uykuya dalıyorum oldukça geç bir saatte. Kabuslarla defalarca uyanıyorum sonrası. Hayır değse bari. Harf not falan da istemiyorum. Valla bak. Gül gibi, mis gibi CC dururken. Fazlasında gözüm yok.

 Ey Allah'ım ya. Ne hallere düştüm. Not peşine düşen biri değildim ben. Vermezse vermesin bana ne, nasılsa geçerim derdim. Ondan kalsam da geçiyorum derdim. Şimdi nerdee. Geçemesem seneye takılacak peşime yüzsüz.

 Evimi özledim evimden ziyade kardeşimi özledim, annemi özledim. Özledim oğlu özledim. Bitsin artık şu işkence.

 Milletin kalbi facede paylaşmışlar büt büt atıyormuş. Benimki bit bit atıyor yalan yok. :))

25 Haziran 2012 Pazartesi

Oyunda Benim


 Her çocuk gibi oyun oynardım ben de küçükken. Kuzenlerimle yarışa girerdik, oyun haricinde yolda, evde, misafirlikte güzel gördüğümüz her nesne "oyunda benim" olurdu. Hayatı oyuna çevirmiştik bir bakıma. Güzel bir araba görünce hemen "oyunda benim" diye ilk kim söylerse onun olurdu. Ve oyun oynarken şurada şunu görmüştük hani ben demiştim ilk, işte şimdi o araba benim ve ben onunla işe gidiyorum şimdi.

 Üç kuzen büyümüş aynı evde yaşıyorduk. Hep 21 yaşı seçerdim. Benden bir yaş büyük olan kuzenim 23 , iki yaş küçük olansa 20 olurdu. Büyük kuzenim hep olgun hareketlerde bulunurdu oyunda. Anımsadıklarım kadarıyla.

 Üç genç bayanın görüştükleri birileri olacaktı elbet. En modern şekli seçerdik bu durumda. İçimizde en geç benim annem evlenmişti reelde. Şimdi oyunda 21'dim ve annem gibi olmayacağım apaçık ortadaydı, 22 olmadan evlenecektim. Erken evlenmek iyi fakat aynı zaman da kötüydü. Şöyle ki; eğer geçe kalırsam evde kalmış olacaktım. Öbür türlü yaşım zaten geçiyordu.

 Ah halalarım bütün çocukluk hayatımın kabusu oldular. "Halalarına çekmiş bu erkenden kaçar."
Oyunlarda hep etkisi vardı bunun, halalara evet çekmiştim ama usulüyle olacaktı yine de. Dönemin en yakışıklı sanatçılarından diye anılan tamamen duyum üzerine edindiğim bilgi ile Ricky Martin oyunda benimdi. Ve gelen ani bir telefonla hava alanına arabamla almaya gidiyordum onu. Oyunun en tatlı yerinde annem hadi eve gidiyoruz deyip bölerdi hep.

 Zihnimize güzel egzersiz yaptırıyormuşuz.

 Evett. Oyun yaşımı geçmiş bulunmaktayım. Ne kadar da büyük gelirdi o yıllarda.

21 Haziran 2012 Perşembe

Okuma Saati

 Seri katil olasım geldi. :)

 Bir arkadaşım sağ olsun bana 5 adet kitap gönderdi. Sınav dönemine geldiğinden bitiremedim. Bir aydan fazla oldu elime kitaplar geçeli. İki tanesini okudum. Birini şimdi bitirdim. İlk olarak ilk okuduğumun değerlendirmesini yapayım.

Salkım söğüt.


Kitabı üslup olarak beğendim. En başında böceklerden sıkıldıydım bırakıyordum ki bir bayanın hayatına giriş yaptı. Sevdim dedim heyecanla gidiyordu tam bayanın hikayesi ortada kaldı bir sürü kadın girdi araya. Bir çok hayat hikayesi. Kendimi kadın programında gibi hissettim, üzgünüm. Yarım bıraktım. Hem de bitimine çok az kala. Bunu yaptım. Kıydım emeğe. Belki yıllar sonra dönüp hakkını veririm.

İkinci okuduğum kitap ise Aşk'a Tutunmak


 Klasikleşmiş bir aşk hikayesi okumaktan korktum kitabı elime aldığımda. Baktım felsefeye giriyor, sevmeye başladım. İlerledikçe Kemal'in ruh halini sevdim ne yalan diyim şimdi. Kendimde katil olabilecek potansiyel gördüm ama yine büyük kocaman bir öfkeye ihtiyacım var. Tüm yaşanmışlıklarımı toplasam yine de o kadar büyük öfke elde edemem. Kemal'e bir gazete haberi yetiyordu. Yani bu kitaptan da hiç cinayet beklemiyordum. Cinayette kelimemi adam seri katil. Kitabın tanıtımında yazmasına rağmen ben ısrarla beklemiyorum işte. Bu neyin inadı bilmem. Bu adamlardan hiç biri katil falan olamaz. Annemin kızıyım biri karşıma çıkıp iki süslü kelam etsin hemen kanıyorum. :) Şimdi durup durup o zaman şu da yakışıklı oluyor şu da şöyleymiş diyorum. Açık arıyorum ama bulamadım henüz. Öyle cinayetti aksiyondu pek de sevmem kitaplarda. Ama severek okudum bu kitabı. Kitabın sonunu başını ortasını hiç anlatmayacağım. Belki ufacık da bir ihtimal olsa biri okumak isteyebilir.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Pamuk Şekeri


 Pamuk şekeri, helvası tadında yazı hiç yazmamak..

 İşte o ben oluyorum efendim. Hiç, bir oturmaya yazı yazamam ben. İki satır üç satır neyse yazar terk ederim ki o acıyla olgunlaşsın. Bak ya tanımlarkene bile bir caniliğim var ortada. Yazım sırlarımı da beyan ettim. Görülür bir çaba, yazacağım işte.

Ne diyordum ben. Pamuk şekeri, evett..

 Üsküdar sahilde annem, kuzenlerim, yengem falan ilerliyoruz. Bir amca arabasının arkasında pamuk şekeri üretip satıyor. Market, bakkal gibi yerlerdekilerden daha büyüktü. Fiyatı da onlara oranla büyüktü. Şimdi bunu nasıl görmem, yazmadan nasıl geçerim. Ne ise aldık pamuk şekerleri ilerliyoruz. O zamanlar pınar daha yok. Özgürlüğün doruklarındayım tabi.

 Sonra bu gün yurttan arkadaşlarla Uşak'ta çarşamba pazarına gittik. Hiç pamuk şeker satan göremedim. Kendime bir tane elbise aldım. 7,5 TL'ye. Elbiseyi aldığım amca Diyarbakır'lıymış, bir de Trabzonsporu tutuyormuş. Kısa bir sohbet ettik ben de sanki çok biliyormuş gibi maç muhabbeti yapıyorum, bu yıl içerisinde izlediğim tek bir futbol maçı da yoktur. Anadolu takımıdır, iyidir. Herkes cici cici trabzonsporu tutabilir pekâlâ. :)

 Bir de meleğime saat aldım. Pek bir şanssızım böyle şeylerde. Bozuk çıktı. Olsun görüntüsü yeter. Ben taktım şimdilik. Dayanamadım çok cici.


Bakim...
Sanki benziyor pamuk şekerine bu yazı.
Cici de demişim bir kaç defa.
Olacak olacak bu iş. :)

Dipnot: Pek sevgili dostum, kardeşim, can, ciğerim Fatmanur'un doğum günü bu gün. Notum ona geç ulaşacaktır ama olsun. Yüreğine sevgi gönderiyorum. Hissetti mi diye sual olacaktır tarafımdan. Sonra buraya kaydı düşülmelidir. İyi doğdun klişesi yapmıyorum sayın okur çünkü henüz yaşlanmadı. Hep lisedeki halimizle anılarımızlayız. Eskiye derin özlemle.

10 Haziran 2012 Pazar

Süreli Hırsızlık

 Çoğu üniversite kapandı bir bizimki kapanamadı gitti.

 Yazın ortasında bitecek. Final haftası münasebetiyle yazıp yazıp siliyorum. Sınavlar malum beni pek bir etkiliyor. Yoruldum da direnmiyorum hiçbir şeye.

 Dün akşam babam geldi yanıma. Biraz babamın biraz annemin kızıyım ben. İş yerinde çok bunaldığı için 5 gün izne çıkarmışlar. Ben de bunaldım beni de okuldan mezun etsinler. :) Babam da fethiye'de olan bir arkadaşını ziyarete gitmiş. Oradan yanıma geldi. Konuştuk, Uşakta merkeze götürdüm onu gezdik, yemek yedik, çay içtik derken vakit geçti. Pek doyamadık birbirimize. Biraz genç gösterdiğinden tuhaf tuhaf bakışlara maruz kaldık ara ara. Ben de bir gururla girdim ki koluna değmeyin keyfime. Adam yazık sıkıntı kederden bir deri bir kemik kalmış. İstanbul'da yaşamak zor. Her ne ise efendim.

 Meşhur "kettle"ımdan bahsedeyim. Böyle yazması da acayip canımı sıktı. Ketıl diyorum izninizle.
Şimdiii...
Yurdumuzda her katta birer adet ketıl bulunmakta. Bizim katımızda da mevcut. İçi çok fazla kireç olduğundan bir süre önce ben şahsıma ait bir ketıl aldım dışarıdan. Ne ise uzatmayayım alış hikayemi. :)

 Mutfağa bıraktım kızlar da kullansın diyerekten. Sonra benim ketılın da içi kireçlenince bir güzel temizledim. Pırıl pırıl oldu yavrucak. Derse gittim sonraki gündü heralde. Akşam 6'da geldim mutfakta kızlarla yemek yerken bir arkadaş çay yapayım dedi. Bu arkadaşın da çay sevdası meşhurdur. Sağ olsun hiç çaysız bırakmaz bizi. Bir baktık ki ketıl yok, uçmuş gitmiş.Tertemiz görününce tabi içi gitmiş, dayanamamış, ç/almış. Daha bir saat önce su ısıtmıştım deyince biricik ketılımın bir saat içinde sırra kadem bastığını tespit ettik. O saatlerde kattan bir arkadaş da pılısını pırtısını toplayıp KPSS (sınavı diyerek fena anlatım bozukluğuna düşüyordüm az kaldı. :) evi kurmuşlar oraya gitti. Tesadüflere inanmayan 5 vakit namazında mümin kardeşimizdir kendileri. Sorduk telefondan "sen mi aldın o telaşla" diye "yok" dedi. Ben ihtimallere kulaklarımı tıkayıp, tüm yurdun mutfaklarını tek tek dolanıp çalışanları haberdar edip evham yapmadan ufak çaplı araştırdım. Kalabalık mekandır, olur böyle durumlar diye düşünüp giden ketıl olsun dedim. Günler sonra ki bu günler elin parmaklarını geçmez biz ketılı unuttuk umudumuzu kestik derken bu arkadaş yurda uğramış beş dakikalığına. Arkadaşın gelmesiyle ketıl da geldi bak sen ki tesadüfe. Bu kadar üzerine oturan durum da ben hala küçücük ihtimaller üzerinde ya değilselerdeyim.

 Geldiğinde yine bizim mutfakta konsey toplanmıştı. Bayağı üstüne gidildi fakat sanki hiç haberi yokmuşcasına gösterdiği eylemler bana zor dakikalar yaşattı. Hayretlerim şaştı diye yorum getiriyordum. Belki ihtiyacı olduğu için almıştır gibi bir şey söyleyecek oldu ki tam hukuka yeni bir kavram kazandırarak "olur mu öyle şey canım süreli hırsızlık" diye bir şey çıktı ağzımdan. O an anladım ki çalışıyorum ben, öğreniyorum bir şeyler. :))

 Gözleri dolarak ayrıldı mutfaktan. Kimsenin dediği bir şey de yok. Olay üzerine getirilen yorumlardan, hak, hukuk, iman üzerine konuşulunca ağır geldi.