18 Nisan 2013 Perşembe

Esti işte


 Yazmayalı epey oldu diyerekten geldim.

 Yazmaya ara verdim, niye verdim. Baktım ki açık açık yazınca sanatsal değeri olan şeyler daha az üretiyorum. Sanatsal değer mi? İyiden de havaya girdim ben hee. :)

 Bu güzel günlerin anların notunu tutmayı çok kıymetli bulsam da üşenir oldum yazmaya. Biraz içimden gelmemeye başladı. Sonradan okuması güzel oluyor diye not aldıklarım olmuş. Sonra taslaklarda silmiştim onları. Hangi akla hizmetse.

 Neysem..

 Dönem başından beri geldim burada ne yaptım. Deli gibi film izledim. Manyak manyak filmler. Sonra o karakterlerle özdeşim kurdum tek tek. Zorlu günlerdi azizim. Rüyalardan bahsetmiştim zaten. Çok seviyorum onları ya.

 İnternetten okudum genellikle bir şeyler. Ne yazık ki kitap okuma alışkanlığım yok denecek kadar az. Şiir hep var hayatımda. Nesre merak saldım ufak. Sonra kurgu denen şeyin deli işi olduğunu hissettim. Nasıl da keyifli. Odadan çıkmayan, asosyalliğin dibine vurmuş birinin ihtiraslı, tutkulu aşk şiirleri, yazıları yazması. Yaşasam neler çıkardı acaba merak içindeyim.

 Fikren kendimden epey uzaklaştım ve sanırım bu süreci gözler önünde yaşamamak için yazmayı tercih etmedim. Kendi kendime keşiflerim oldu epey. Bana hala erken gelse de biraz geç kalınmış bir keşif bu belli.

 Vizeler bitmek üzere. Dersler ne kadar uğraşsam da gelişemiyor benim. İsyan da etmiyorum halbuki. Sömürmüyor beni kimse, valla bak. Ders çalışasım var hocalar değişiyor, onlar değişmese sorular değişiyor. Ah benim kara bahtım vah benim kör talihim. Eve gideceğim bu hafta sonu. Kardeşimi çok özledim. Annemi de... Babamı özlemedim çünkü yeni gördüm onu. Yanıma geldi gitti. Uzun hikaye. Aslında kısacık. Kafasına esti ve yanıma geldi gitti. Bu kadar.

 Anladım ki mevsimler benim ruh halimi fena halde etkiliyor. Baharla birlikte canlanıyorum. Genel olarak baharları seviyorum. Fakat kış ve yaz mevsimlerinde bezginlik hali içerisindeyim. Hayattan bıkmış, sanki yılların yükünü taşımışım. Bir de pms dönemine girdiysem yoktan bir farkım kalmıyor. Ortalıkta tepkisiz bir yüz ifadesiyle dolanıyorum. Umutsuz, beklentisiz, amaçsızca. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak çile dolduruyorum bir süre. Annem, zavallı kadın artık bana karşı çaresiz. Ne yapsa mutsuzum. Ağlayasım geldi ki. Neyse. Bu yazı da böyle olsun, son bulsun.

12 Nisan 2013 Cuma

İnziva Sancıları

                Filmler hayata ışık tutarken ben kareler içinde kanıyorum. Kayboldum… Paslı düzeninde çürük tatlarla anıyorum, şimdi seni. Hislerimin iniş çıkışlarıyla yorgun düşüyor zihnim. Biliyorsun değil mi, alelade bir günde yok yere “gidiyorum,” diyeceğimi? Tüm hayretlerine rağmen, yılmayıp, yanılmadığın arayışındaki kararlılığınla mantıklı bir açıklama düşüp o an’a…

                Pembe alıyorum hayatıma. Pek işim olmaz bilirsin, mutlu kalabalıklarda. İşte böyle normal davranıyorum gitmeden, senin hatırına.


                Sahi, sen gitmeyi de becerememiştin değil mi? Hollywood klasiklerinden bir veda çakıyordun, sen de çocuktun. Görüyorum, sıklıkla teslim oluşunu, açık etmekten kaçtığın satırlarında. Sitem etmiyorum… Ben sadece bilemedim, suskunun kâr etmediği bir dünyada, var olmayı kavramaya çalışıyorum.

                Kaç kere söyleyeceğim daha, çek o ellerini üzerimden!

                Kanmak isteğimden böylesine derin, sen varsay ki dağınıklığımdan sardım bir saatini gasp eden hikâyelerine. Aynalara daldım, yeniden izliyorum okuduğum kitabı. İstanbullu şiirler okuyorum. Sonra o masa çok kadın taşıyor, ikimiz de biliyoruz, yine ihtiyaç uğruna gözlerin kafe köşelerinde paralanışını. Aklın akıl içinde heba oluşunu hazmediyorum.


                 Hangimiz büyüyor bu ilişkide?

                Otobüsler sarıyor dört bir yanımı. Bembeyaz evlere götürecekmiş beni makine parçası. İnanırım bak, gitme diyorum. Sistemin parçası muazzam bu çiçekler duyurmuyor hakikati ve evreni birçok varlıkla paylaşıyoruz biliyorsun. Biliyorsun, korkmak istediğim için ürküyorum karanlıktan. Kâbuslarımla anlaşıyorduk halbuki ki  biz, senden önce.

                İçimde var olup gücünü senden alan kötü duygusunun sana yöneldiğinden nasıl şüphe duyarsın. Fincanımın orta yerinde temiz, aydınlık bir gelecek vaat ederken hem de.  Savunmasız koyuyor insanı bu uzaklık. 


                Gerçeğim,  fallara ben de inanmıyordum zaten.