12 Nisan 2013 Cuma

İnziva Sancıları

                Filmler hayata ışık tutarken ben kareler içinde kanıyorum. Kayboldum… Paslı düzeninde çürük tatlarla anıyorum, şimdi seni. Hislerimin iniş çıkışlarıyla yorgun düşüyor zihnim. Biliyorsun değil mi, alelade bir günde yok yere “gidiyorum,” diyeceğimi? Tüm hayretlerine rağmen, yılmayıp, yanılmadığın arayışındaki kararlılığınla mantıklı bir açıklama düşüp o an’a…

                Pembe alıyorum hayatıma. Pek işim olmaz bilirsin, mutlu kalabalıklarda. İşte böyle normal davranıyorum gitmeden, senin hatırına.


                Sahi, sen gitmeyi de becerememiştin değil mi? Hollywood klasiklerinden bir veda çakıyordun, sen de çocuktun. Görüyorum, sıklıkla teslim oluşunu, açık etmekten kaçtığın satırlarında. Sitem etmiyorum… Ben sadece bilemedim, suskunun kâr etmediği bir dünyada, var olmayı kavramaya çalışıyorum.

                Kaç kere söyleyeceğim daha, çek o ellerini üzerimden!

                Kanmak isteğimden böylesine derin, sen varsay ki dağınıklığımdan sardım bir saatini gasp eden hikâyelerine. Aynalara daldım, yeniden izliyorum okuduğum kitabı. İstanbullu şiirler okuyorum. Sonra o masa çok kadın taşıyor, ikimiz de biliyoruz, yine ihtiyaç uğruna gözlerin kafe köşelerinde paralanışını. Aklın akıl içinde heba oluşunu hazmediyorum.


                 Hangimiz büyüyor bu ilişkide?

                Otobüsler sarıyor dört bir yanımı. Bembeyaz evlere götürecekmiş beni makine parçası. İnanırım bak, gitme diyorum. Sistemin parçası muazzam bu çiçekler duyurmuyor hakikati ve evreni birçok varlıkla paylaşıyoruz biliyorsun. Biliyorsun, korkmak istediğim için ürküyorum karanlıktan. Kâbuslarımla anlaşıyorduk halbuki ki  biz, senden önce.

                İçimde var olup gücünü senden alan kötü duygusunun sana yöneldiğinden nasıl şüphe duyarsın. Fincanımın orta yerinde temiz, aydınlık bir gelecek vaat ederken hem de.  Savunmasız koyuyor insanı bu uzaklık. 


                Gerçeğim,  fallara ben de inanmıyordum zaten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder