18 Nisan 2013 Perşembe

Esti işte


 Yazmayalı epey oldu diyerekten geldim.

 Yazmaya ara verdim, niye verdim. Baktım ki açık açık yazınca sanatsal değeri olan şeyler daha az üretiyorum. Sanatsal değer mi? İyiden de havaya girdim ben hee. :)

 Bu güzel günlerin anların notunu tutmayı çok kıymetli bulsam da üşenir oldum yazmaya. Biraz içimden gelmemeye başladı. Sonradan okuması güzel oluyor diye not aldıklarım olmuş. Sonra taslaklarda silmiştim onları. Hangi akla hizmetse.

 Neysem..

 Dönem başından beri geldim burada ne yaptım. Deli gibi film izledim. Manyak manyak filmler. Sonra o karakterlerle özdeşim kurdum tek tek. Zorlu günlerdi azizim. Rüyalardan bahsetmiştim zaten. Çok seviyorum onları ya.

 İnternetten okudum genellikle bir şeyler. Ne yazık ki kitap okuma alışkanlığım yok denecek kadar az. Şiir hep var hayatımda. Nesre merak saldım ufak. Sonra kurgu denen şeyin deli işi olduğunu hissettim. Nasıl da keyifli. Odadan çıkmayan, asosyalliğin dibine vurmuş birinin ihtiraslı, tutkulu aşk şiirleri, yazıları yazması. Yaşasam neler çıkardı acaba merak içindeyim.

 Fikren kendimden epey uzaklaştım ve sanırım bu süreci gözler önünde yaşamamak için yazmayı tercih etmedim. Kendi kendime keşiflerim oldu epey. Bana hala erken gelse de biraz geç kalınmış bir keşif bu belli.

 Vizeler bitmek üzere. Dersler ne kadar uğraşsam da gelişemiyor benim. İsyan da etmiyorum halbuki. Sömürmüyor beni kimse, valla bak. Ders çalışasım var hocalar değişiyor, onlar değişmese sorular değişiyor. Ah benim kara bahtım vah benim kör talihim. Eve gideceğim bu hafta sonu. Kardeşimi çok özledim. Annemi de... Babamı özlemedim çünkü yeni gördüm onu. Yanıma geldi gitti. Uzun hikaye. Aslında kısacık. Kafasına esti ve yanıma geldi gitti. Bu kadar.

 Anladım ki mevsimler benim ruh halimi fena halde etkiliyor. Baharla birlikte canlanıyorum. Genel olarak baharları seviyorum. Fakat kış ve yaz mevsimlerinde bezginlik hali içerisindeyim. Hayattan bıkmış, sanki yılların yükünü taşımışım. Bir de pms dönemine girdiysem yoktan bir farkım kalmıyor. Ortalıkta tepkisiz bir yüz ifadesiyle dolanıyorum. Umutsuz, beklentisiz, amaçsızca. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak çile dolduruyorum bir süre. Annem, zavallı kadın artık bana karşı çaresiz. Ne yapsa mutsuzum. Ağlayasım geldi ki. Neyse. Bu yazı da böyle olsun, son bulsun.

12 Nisan 2013 Cuma

İnziva Sancıları

                Filmler hayata ışık tutarken ben kareler içinde kanıyorum. Kayboldum… Paslı düzeninde çürük tatlarla anıyorum, şimdi seni. Hislerimin iniş çıkışlarıyla yorgun düşüyor zihnim. Biliyorsun değil mi, alelade bir günde yok yere “gidiyorum,” diyeceğimi? Tüm hayretlerine rağmen, yılmayıp, yanılmadığın arayışındaki kararlılığınla mantıklı bir açıklama düşüp o an’a…

                Pembe alıyorum hayatıma. Pek işim olmaz bilirsin, mutlu kalabalıklarda. İşte böyle normal davranıyorum gitmeden, senin hatırına.


                Sahi, sen gitmeyi de becerememiştin değil mi? Hollywood klasiklerinden bir veda çakıyordun, sen de çocuktun. Görüyorum, sıklıkla teslim oluşunu, açık etmekten kaçtığın satırlarında. Sitem etmiyorum… Ben sadece bilemedim, suskunun kâr etmediği bir dünyada, var olmayı kavramaya çalışıyorum.

                Kaç kere söyleyeceğim daha, çek o ellerini üzerimden!

                Kanmak isteğimden böylesine derin, sen varsay ki dağınıklığımdan sardım bir saatini gasp eden hikâyelerine. Aynalara daldım, yeniden izliyorum okuduğum kitabı. İstanbullu şiirler okuyorum. Sonra o masa çok kadın taşıyor, ikimiz de biliyoruz, yine ihtiyaç uğruna gözlerin kafe köşelerinde paralanışını. Aklın akıl içinde heba oluşunu hazmediyorum.


                 Hangimiz büyüyor bu ilişkide?

                Otobüsler sarıyor dört bir yanımı. Bembeyaz evlere götürecekmiş beni makine parçası. İnanırım bak, gitme diyorum. Sistemin parçası muazzam bu çiçekler duyurmuyor hakikati ve evreni birçok varlıkla paylaşıyoruz biliyorsun. Biliyorsun, korkmak istediğim için ürküyorum karanlıktan. Kâbuslarımla anlaşıyorduk halbuki ki  biz, senden önce.

                İçimde var olup gücünü senden alan kötü duygusunun sana yöneldiğinden nasıl şüphe duyarsın. Fincanımın orta yerinde temiz, aydınlık bir gelecek vaat ederken hem de.  Savunmasız koyuyor insanı bu uzaklık. 


                Gerçeğim,  fallara ben de inanmıyordum zaten.

7 Mart 2013 Perşembe

Rüya ve İnziva


 Artık ikinci bir hayatım daha var. Rüyalarda yaşıyorum!

 Çoğunlukla kabus görüyorum. Gerçek hayat gibi. Korkularım bir bir çıkıyor karşıma. Geçen gün uyandım kan ter içinde. Çok üzüldüğüm zaman acı içerisinde uyandığım oluyor. Uykumdan uyandıran rüyaların sayısı da az değil. Ama bu kez yazımı gördüm rüyamda. Bir şeye yazı not almışım sonra uzun zaman sonra bulmuşum onu. Az yazdığımdan olsa gerek. Şiire tutkunluğum biraz daha arttı. İmgelerin ardına gizlenmek, gizlenmek ve biraz daha gizlenmek. Şimdi keyif aldığım bir durum bu.

 Sonra rüya içinde kötü bir rüya görüyorum ve bu kötü rüyalardan keyif alıyorum. Öyle işte. :)

 Okula gidip geliyorum. Şimdilik sınav yok beynim rahat. İstanbul'dan bağlama ile beraber döndüm ama çalmayı öğrenebilecek miyim bilemiyorum artık. Umudum epey söndü, boşboğaz insanların varlığından mütevellit!

 Sonra sosyalleşmeye başladım ki ben. Arkadaşlardan birine gittik geçen gün. Mantı açtık. Ben de sigara böreği sarıp götürmüştüm evden. Güzel eğlendik. Tavla, muhabbet derken vakit geçti benim için. Dün de Gamze'nin arkadaşları geldi eve. Bir şeyler hazırladık onlar için. Tatlı bir yorgunluk kaldı bana. Korkuyordum çeyiz muhabbeti yaşanacak diye ama olmadı şükür.

 Bu inziva olayını ben çok mu abarttım acaba diyorum. Yalnız olmaya öylesine alıştım ki. Herkesten, her şeyden daha cazip geliyor.

Film izliyorum çokça. Karakterlerin dünyasında yaşıyorum bir süre. Hayal aleminin mükemmeliğini tattım alıkoyamıyorum kendimi. Neler kurduğumu düşünüyorum. Hiç öyle kusursuz kumsallar, şömineler, romantizm, işte mutlu aile tabloları falan yok benim hayalimde. Küçük düşünüyorum ben. İnzivaya çekilmişim yine fakat sorunsuz bir çevrede. Bundan âlâ hayal mi olur! :)

5 Şubat 2013 Salı

Komşuculuk



 Beni uyutmayan bir yazı krizinden daha merhaba.

 Annem bildim bileli çalıştığı için öyle ev gezmesiydi bilmem ne günüydü ben pek bilmem. İşte pazar günleri herkesler evde diyerekten kuran okutan olursa annem giderdi, ben de peşinden. Pilav üstü tavuk yanına ayran bir de tadımlık ikram edilen tatlı. Baklava olurdu bu tatlı genelde. Üstüne de okunmuş su, tuz ve şeker. Hopp arındık günahlardan. Çiğ pirinç taneleri yemiştim bir keresinde, annem okunmuş yutuver dediydi. Şifa oldu mu olmadı mı bilemiyorum(?)

 Haklarını yemeyeyim yengelerim misafirleri geldiğinde çağırırlardı bana. Öyle bir görünürdüm gelenlere sonra bir başka odada otururdum. Bir de lezzetli yemekler yaparlar ki. Al kendin dedikleri an tatları biterdi benim için. Hayatta almazdım kendim.
-Almadın mı?
-Tokum.
-Ne yedin?
-Yedim işte.

 Neyse. Yıllar sonra birey ilan edilip ev oturmasına davet etti komşumuz Şenay teyze beni. Tamamen bilinç dışı olarak eşofman giymedim. Ki evde bakımsız olmakta üstüme yoktur zaten normal halim bile özensizdir. Kot, üstüme uzun kollu bir şey, onun da üstüne annemin hırkasını giydim. Sadece iki beden büyük. J Üşüyorum ne var yani.

 Uzandım bekliyorum haber gelsin çıkacağım yukarı. Arkadaşım mesaj atmış “hazırsan gel” diye. Kalktığım gibi çıktım ben de. Adım başı karşılaştığım arkadaşımla öpüştük, ablasıyla sonra da annesiyle. Bu fasıl sonradan gelen komşularla da oldu. Ne oluyor, burası neresi derken kendimi komşuculuk oyununun içinde hissettim. Şimdi tadını çıkarmalıydım ama o soru nasıl geldi tokat gibi.
X:Dersler nasıl?
İç ses: Uzatmaz umarım.
Ben: Aynı işte.
X: Takıntın var mı?
İç ses: Al işte.
Ben: Var.
X:Kaç tane?
İç sesim: Sana ne acaba he sana ne? Elinin körü tane!
Ben: Sayısallar zorluyor beni.

 Buna da şükür. Ağır aksak ilerletiyorum işi.
Şenay teyze tavukgöğsünü nasıl yaptın diye cevabını bildiğim bir soruyu soruyorum. Maksat ortama ayak uydurmak. O da açıklıyor bir güzel. Hamarat kadın vesselam.

 Beklediğim soru gecikmeden geliyor güzel lezzetlerin arasında buluyor beni. İçlerinden biri Annen nasıl? Deyiverdi. Al şimdi yalan söylesem beceremicem. Kötü desem uzun hikâye. “Aynı o da.” Tatmin olmadı besbelli. “Midesi nasıl?” “Midesi iyi değil. Buradaki birçok şeyi yiyemiyor ama kendine hazırlıyor artık alıştı. Haşlama türü yiyor daha çok” dedim ve dedikodu malzemesini aldı kadın gerisini duyar mı hiç. Kereviz haşlıyor daha sağlıklı besleniyor aslında diye ekleyecektim. Onun bir muhabbetini döndürdükten sonra “neden midesi böyle” diye bana yöneldi. Eyvaahhh! Tehlike çanları çalıyor. Dedikodunun hasının ana malzemesini vereceğim şimdi. Dünden hazır o da. “Stres”

Burdan sonrasını pek dinlemedim ben ne yalan diyim. Annemi bana anlatacak. Plak gibi başa sarıyor bu muhabbet artık. Hep çalıştı kadın bir de ev borcuna girdi. Tamam, bitti çok uzağa gidip uzatmanın gereği yok. Ne üstüne vazife! Ah asi duruşlu Hamide nerdesin diye çok aradım ama onu çoktan kapıda bırakmıştım girerken. Ufak bir başımı kaldırmadı değilim anlayan bir Şenay teyze oldu beni L

 Bu kadar vukuat yeter şimdi dinlenme vakti.

Binanın müteahhide verilmesinden girdiler ölüm konusundan devam ettiler. “Bu yıl ne çok ölen var” dedi Melek teyze. “Yaprak dökümü gibi” diye de ekledi. Bu muhabbet çok uzasaydı orada ağlayacaktım. Öyle ne ölümü ya. Kaldıramam ki ağır geliyor bana adı. Hemen de geçti gitti konu. Sonra öyle tuhaf işte.

 Ben kendimi “terbiyesiz” sanırdım. Şimdi bir düşünüyorum ev hanımlarının muhabbetlerini bu kadar ifşa etmeli miyim diye. Şu kadarını söyleyeyim terbiyeliymişim. J

 Yok biri evde kalmış, yok kızın biri kötü kocaya düşmüş. Bana ne ya. Biraz sıkıldım açıkçası fakat garip bir şekilde keyif de aldım. Ama günün kârı yemeklerdi. 

24 Ocak 2013 Perşembe

Bilanço


 Parfüm yasaklanmalı!

 Malum büt dönemi. Oturup inekliyorum. Hiç uyumuyorum desem yalan sayılmaz. Dün hiç uyumadım misal. Sonuç muhasebeden yine kalacağım. Ölsün yılan gözlü suratsız herif. Muhasebe yeterince zor bir ders zaten anlayamadığım o soruları neden karman çorman edip sorması. Ne oluyor biz yapamayınca anlamadım gitti. Kendini tatmin yönü mü bu yani.

 İnat ettim ya bitti mesele benim için geçeceğim. Hakikatli sistemli bir çalışma. Ömrümde çalışmadım böyle. Al yemin. Finalden farklı soracağım diye ne bu zorlama? Okuyamasın o kağıtları. Gözleri yansın. Anlatamıyor işte. Dersine gitmiyorum çünkü vakit kaybı. Defterdeki notlar karma karışık. Çözdüm hepsini ama ah bir de sorsaydın.

 Böyle kızgınım işte. Sınava giderkene yanıma bir kız oturdu. Bütün parfümü üstüne boca etmiş. Binişinden belliydi böyle olacağı. Yüzünde porselen midir nedir o makyajdan. Yüzün dudakların bir garip şekli. Şantiyeye bir karış ince topukla geliyor. Sanırsın altın bilmem ne ödülüne gidiyor. Çamur banyosu için hazırlık yapıyor bizim okul. Ayakkabım bile isyanda. Anlayamadım ki amacı neydi. Uykusuz olmasam kendime güvensem kalkacaktım yanından. Baş ağrıma ağrı kattı. Düşsün diye de çok dua ettim yalan yok. :)

 Artık kala kala şamaroğullarına döndüm. Özgüvenim düşüktü zaten de ezile ezile bir hal oldu garibim. Yine geçmeyi başaramadığım hocanın dersinden geçmişim ama artık iyiden sıkıldım, yine kendi bildiğim gibi yaptığım için sınırda geçtim. Sonra idare hukuku dersi. Geçen yıl sınava girerken ders hocası gelip 7. yılında geçti bir öğrencim deyip gitmişti. Aşağılar bir gülümseme takıp yüzüne. Hocayı sevmek ayrı şey ama bunun amacı ne ki. Ne oldu yani böyle söyleyince şimdi? Geçtim nihayetinde. 5 soru 4ü vize konusu. Sorular bizler için özenle seçilmiş.  Adillikten bahsederken neyi kast ettiğini anlayamayacağım sanırım. Benim mantık ters çalışıyor ya, millet final konularına çalışırken ben vizeye ağırlık verdimdi. Şans. Öyle bilgiyi ölçmeyle falan uzaktan yakından alakası yok. İki güne kalmaz unuturum ezberlediklerimi. 4 soruyu da aynen notlardaki gibi yaptım. Puan kıra kıra 55 olmuş notum. 80 ve 55. Neyse insaflı bu kez, 20 verdiği de olmuştu.

 Öyle bir özet geçeyim dedim can sıkıntısına. Baş ağrımdan kurtulamıyorum. Bu sınav dönemi benim için travmatik bir döngü. Uyanamayacağım diye uyuyamıyorum. Sürekli kafamda sorular dönüyor. Çözüyor çözüyor baştan bir daha çözüyorum. Kısacası uykularım zehir zıkkım oluyor. Karnım ne çok acıkıyor. Sonra midem zaten can yoldaşım benim. Ha bir de anneme mesaj atıyorum şu saatte beni uyandır diye. Mesajı görünce beni arıyor. Anne görünce değil dediğim saatte uyandırsan diyorum hani. :)

 İnternet ortamındaki ilişkileri algım hakkında da birkaç kelam edip gideyim. Bu konuda tam bir denge sağlayamasam da haksızlık etmemek veya çok fazla kaptırmamak için epey çaba gösteriyorum. Hiçe saymak olmaz, kendini adamak da. Sanal ortam içerisinde de olsa karşımda bir insan var. Zor mevzu. Ama var ve hayatımda. Kafam karışık biraz. Neticelendirdiğim vakit notunu düşeyim buraya.

 Yoruldum ki ben.:(

20 Ocak 2013 Pazar

Yorgunluk Üzerine


 Artık rutinleşen boşluklarım beni hayli yoruyor. Keşke kendimi 22 yaşında hissedebilsem. Ya da her 22 yaşındaki birey böyle mi hissetmeli/ hissediyor, doğrusu bu mu bilemiyorum. Bildiğimi sandığım şey yalnızlıktan öte bir yabancılaşma hissettiğim.

 Bir hastalık hali içerisinde olduğumu söyleyebilmek için doktor onayına ihtiyaç var mı ki? Bir süre önce kelimeler beynimde şekil alabilmek için yarışırlardı. Yoğunluktan yazamadığım yazılarım, konunun başka düşünsel yönlere kayması vs. hoş şeylerdi.

Şimdi...

An evvel ne düşündüğünü aramak. Ararken ne aradığını aramak.

Yorgunluk yorgunluk yorgunluk.

Göz önündeki yaşamlara yorgunluk.

Çözümler yorgunluk.

Sonuçlar salt yorgunluk.

Üzüntüler yorgun

Sevinçler buruk yorgun

Karamsarlığım yorgun.

18 Ocak 2013 Cuma

Hamide Siyaset Konuşuyor


 Kendime siyaset yasağı koydum yakın zaman evvel. Kalıplara dert anlatmak boşa kürek.. işte. Yazılan şiirlere tahammül etmeyi öğrenmeli ya da hiç okumamalıyım diyorum. Okumaktan geçemiyorum maalesef. Yazanıyla empati kurmaya ne dersin Hamide diye diye bir yerde patlıyorum işte.

 Ben diyorum ki devlet denen mekanizmayı sevemedim bir türlü. Adam diyor Türküz devletimizi Allah bilmem nelerden korusun. Hangi dünyada yaşıyor kendi bakış açımda anlam veremesem de sakin olmalı bir daha da böyle yorumlar yapmamalıyım. Ve yine verilen cevaba şükrettiğim birisi. Bir başkasına yapsaydım bu yorumu Allahhh bir esinlenme milli duygularını durduramayıp kadın bir taşlama yazardı bana en imgelisinden hakaretlerle. Sen vatan hainisin de derdi. Vatan denen ne olduğunu bile bilemeğimiz şeyin insanlığın önüne geçmesine gözün kapalı teslimiyetin.

 Neyse girmeyeceğim çok fazla.

 Babam yasakladı benden evvel bana siyaseti. Ne yapayım güzelim Çamlıca'ma cami yapacaklarmış. Hem de tam tepesin tepesine. Sanki cami yapılmasın dedik. Hemen aşağısında Kısıklı'da mevcut zaten. Meseleye hemen sığmıyor kimse ile giriyorlar. Mescit çok küçükmüş... Yahu Allah'ınız var. Din noktası çok hassas. Önce benim harç paramı kaldırsalar ve benim gibi daha nice öğrencinin. Annemin size evden ettiği duayı korkmayın Allah duyar.Sonra oku diye gönderdiler. Benim dersim bu diyorum dinlemiyor. Aklı eyvah benim kızım değişti. Değişimi nasıl algılıyorsa artık. Adamı zorla komünist yapar bunlar. Soğuk bakmıyorum biline.

 Sonra ne vardı fikrimde...

 Hıh bilgisini intikam almak için kullanan bir aptalla uğraştım. Öyle sinirlendim ki sözde küfür etmeyen ben ne güzel aptal dedim ki kendime şaştım. Böyle vurgulu vurgulu. Aptal güzel bir kelime. Bilgisayarım sorun çıkarmayı seviyor. Kendi kendine güncelleme yapmış ve ses ayarları yok olmuş. Bu sıkışıklıkta format attırmak durumunda kaldım. Sonra tüpüm bitti evde. Kira da gecikti. Bir yandan harç parası yaklaşıyor ve ikinci öğretim yazdığım için içten içe bir kin duygusuyla da baş etmek durumundayım. Sanki ben istiyorum. Madem vermek istemiyon al o zaman okuldan sen üç kuruş parayı ödemekten kurtul ben sınav stresinden dediğim zaman kıyamet kopuyor işte. Demiyorum hepsi bana mide mide ve mide olarak geri dönüyor. Yüzümün halini saymıyorum. Dün fotoğraflara baktım, yüzüm belirsiz bir sona doğru şekil alıyor. Yaşlılığım çok çirkin olacak.

 Hadi biraz daha siyaset yapayım. Haberleri izlemiyorum. Adamın tekinin cinneti sonucu tüm ailesini katletmesi... Ben o adama kızanlardan olamadım hiç. Sonra bakınıyorum internette, birileri ölmüş. Kökeni dolayısıyla zaten mimli. Yaptığı bir kaç eylem sonucu ölmeyi hak etmiş(!) Ne yapmış etmiş hiç bir fikrim yok. Dedim ya haber izlemiyorum. Haklı görenler var görmeyenler. İyi bari en azından ifade edebiliyorlar fikirlerini ölü üzerine de olsa denilen günlerdeyiz.

 Eğlenceli geldi bu iş bana. Doğru yok nasılsa. Kalıpların hepsine kıvılcımı bırak kaç. Köşe yazarları gibi. :)

 Biraz havayı değiştirip sigara böreği kızarttım. Buzluğa epey atmıştım. Hayrına biraz alt komşum Cihat öğretmene de götürüverdim. Tek yaşıyor yazıktır diyerekten.

 Son olarak
Odamda, Hamide'nin ülkesindeyim. Tuvalet kağıdı rulolarını sulu boya ile boyayım bir kalemlik oluşturuyorum. Bu kadar.

10 Ocak 2013 Perşembe

Al'ış Veriş


 Yediğim her parça lüks gelmeye başladı. Boş olan şeyler için çaba sarf edip en azından yok değil diye teselli bulmak. İşte tüm yaptıklarım bundan ibaret. Ve benden milyon tane var.

 Bir radyo programı takip ediyordum sınavlardan evvel. Bir kaç üniversite öğrencisi internet üzerinden yayın yapıyorlardı. Konu nereden geldi nasıl geldi hatırlayamıyorum ama kadınların aynada durup poposuna bakma durumunu bir türlü anlayamadığını söyledi çocuklardan biri. Valla ben de anlamıyorum diye katılmamam hiçten değil.

 Lisedeyken arkadaşlarım dakika başı gider eteğini düzeltir saatlerce o aynanın karşısında yorulmazlardı. Önden, yandan, arkadan yamuk mu yok işte nasıl duruyor... Ne sıkılırdım ben. Sürekli aynı uzvunun güzelliğini tasdik ettirmek nasıl bir haleti ruhiyedir acaba? Hiç bakmadan döndüğüm çok olurdu. Bunu o zamanlar hatta bu güne kadar hiç dile getirmemişim şimdi fark ediyorum. Çok saçma. Giyersin bir bakarsın gözüne takılan bir şey yoksa iyi olmuştur tamamdır. Ne bekliyorlar bir etekten anlayamadım.

 Ayna...

 Tehlikeli bir materyal. Bir ara kendimden epey uzak tutmuştum. Cam olmasa yüzümü unutacaktım neredeyse. Şu sıralar da bakma sebebim dikkat çekmeyen halde görünmek isteğimden. İyiden değişik bir insan halini aldım ben. Saçlarımı kendi hallerine bıraktım. Bıktırdılar beni artık. Sevmesem çekilir dert değil diye yakınmalarım olmazdı. Saç dediğin benim kabulümdü her koşulda. Sonra nereye gitsem yanımdan ayırmadığım düzleştiricimi de İstanbul'da unutmuşum. En son kuaförler saçlarımı yolduklarından mütevellit şimdi gitmeye de korkar oldum. Yani anlayacağınız bakımsızlığın zirvesinden sesleniyorum.

 Siyah oje mevzum geldi aklıma bunu da not düşeyim. Sanki canım kebap, dürüm çeker gibi siyah oje çekti. Ruhum çekti galiba dersem durumu kurtarmış olurum belki. Neyse Gamze'nin varmış alıp sürdüm ondan. Sınavım var, okul otobüslerinden birine bindim arkalardan bir yere oturdum. Fark edemediğim bir zaman sonra arkamda ayakta iki çocuk konuşmaya başladılar yüksek sesle. "Oje dediğin pembe olur abi" diye. Söz bana geliyor besbelli ama sınavım var şimdi ve çalıştım stres dorukta. "Söyle şuna pembe sürsün" dedi biri. Uzunca oje muhabbeti yaptılar sayemde. "Abi senin kıza söyle pembe oje sürsün" diye diye bir hal oldular. Döndüm artık gülmekten daha fazla alıkoyamıyorum kendimi. Bir kaç kelam edecektim konu artık kapanmalı. 15 dakka oldu yeter daa. :) İndiler şansa.

 Asıl ben alışverişi anlatacaktım da konuyu dallandırıp budaklandırsam da bir yerden giremedim bir türlü. Şimdi... Ayşe Sultan malumunuz artık. Enteresan bir iletişimimiz var kendisiyle. Bu konuda da uyuşamıyoruz maalesef. Mağazalar beni çok yoruyor. O ışıklar da çok çirkin hissettiriyor ayrıca. Annemle alışveriş bana tam bir işkence. Bir defasında hatırlıyorum mağazalardan birinde ama sadece birinde tam bir buçuk saat kalıp sadece anneme bir kazak alarak ayrılmıştık. Allah'ım! Bu sadece bir mağazada geçen vakit! Kızıyla gezmeyi seviyor, tamam. Gerçekten haklı buluyorum, annedir hoşuna gider. Ben de seviyorum annemi koluma takayım gezeyim. Ama o mağazalara girmeyelim n'olur. Arkadaşların olsa giderdin diye gaf yapıyor. Valla güzel anneciğim bir tanesin ama hiç bir arkadaşım böyle yapmıyor benim. :(

 Geçen ev arkadaşım ve onun arkadaşları gittik burada Karun'a. Sabırla dolu saatlerden sonra eve geldik ve ben kendimi hemen yatağa attım. Aşırı derecede başım döndü. Midem de tekin değil. Biraz sayıklamışım sonra Gamze yemeğe çağırdı ardından duşa girmesem birazdan acillik olacağım sandım. Duş beni kendime getirdi neyse ki. Bu olaydan sonra alışverişe herkesle gitmemeye karar verdim.

 Dün Tûba'ynan sınavlar bitince kendimize ödül verelim bir şeyler yapalım deyip ödülü alışveriş olarak seçtik. Şükür ki ne şükür. Sevdiğim bir huyu var bu kızın. Önceden bakıyor kafasındaki değerlendirmeyi orada değil de daha geniş bir zamana yayıp evde, okulda, sokakta, parkta işte her neredeyse yapıp karar verince almaya gidiyor. İşte bu! Ya da o an karar veriyor bir şekilde uzamıyor işte çok fazla. Karar vermekte çok zorlansa da yerinde.

 Önce alışıyor fikre sonra parasını veriyor. Alışverişin bundan daha masum tanımı yok bence. Dün ikimiz de birer tane elbise aldık. Yine onun daha evvelden gördüğü bir elbiseye göz koydum güzel de oldu. Baktım yakası paçası tam Ayşe'nin de tasvip edeceği model, tamam işte. Biraz da bu gün gündüz devam ettik Tûba'ya bir şeyler baktık, aldık. O kadar.

 Dolu bir dolaba sahip değilim ama boş da değil. An geliyor ki hepsinden kurtulmak istiyorum. Korkuyorum biraz da. Nasıl bir oyun bu kavramaya çalışıyorum. Çeşit çeşit desenler, modeller... ve insanlar, belki en çok kadınlar. Sektörler. İzlenim.

 Bu yazı da nasıl başlayıp nasıl bitmiş. İyice çığırından çıkmış beynim. Gölgeli bir yaşantı gördüm ben okuyunca. Ya siz?



7 Ocak 2013 Pazartesi

Canım Ölsün!


Bitmeyecek bu okul!
Biraz benim aptallığım biraz sistemin abukluğu biraz koşullar biraz biraz biraz.
Günlerce okulu bırakıyorum nidalarıyla derslere sınavlara sürüklüyorum kendimi.
İsteksizliğimi kusuyorum soyutlanma adıyla.
Sabır ki bekliyorum 3 yıldır asla denmeyecek bir kelime için.
Bırak.
Çıkmıyor o lanet olasıca kelime işte dudaklardan.
Yetmiyor işte kendime sevimli gösterme çabalarım, yetmiyor.
Elim yetmiyor, ayağım yetmiyor.
Gücüm yetmiyor artık.
Bu şehir içi çamur dolu bir çukur ve ben içinde debeleniyorum.
İsyanım faydasız.
Kabullenişim faydasız.
Faydasız diyorum anlıyor musun beni?
Nereye gidiyorum ben.
Renkler nasıl bir şey?