5 Temmuz 2011 Salı

anlatılmak istenenin kötü ifade edilişi

 Güzel bir rüya görüyordum sabah. Bu rüyayı hiç unutmamak düşüncesiyle uyandım rüyamdan. Gün içinde ara ara ne gördüğümü hatırlamaya çalıştım. Bir kaçında başarılı oldum ama daha sonra zorlamadım, rüyaydı işte.
 Güzel bir İstanbul günüydü bu günde. Nemden dolayı aşırı sıcak olsa da ben pek şikayetçi olamadım bu durumdan. İyi rüya görmeme sebep olan boğaz ve baş ağrılarımdan dolayı biraz kırıklığım vardı. Akşama karşıda -bana göre Avrupa yakası oluyor- düğünümüz vardı. Annemin dayısının oğlu evleniyordu. Kendilerini tebrik ederken beni tanımadığına emin olmama ramak var:). Daha önce görüp görmediği konusunda da şüphelerim var :).
 Sahilde restaurantta yapılan yemekli bir  düğündü. Etrafımdaki herkes her şey hakkında yorum yapıyordu. Ne kadar yetenekli tanışlara sahiptim böyle..!
 Vakit ilerledikçe rüzgar şiddetini daha da arttırıyordu. Önceden olsa bir kot altına da rahat bir ayakkabı giyip gidiyordum. Şimdi ne değişti bilmiyorum. O rahatsız ayakkabılarla ve kör olasıca herkesin beni izlediği izlenimini veren elbisemi giydim ve dondum. Başım göğe erdi.
 Bu tarz düğünleri de pek sevmediğimi hemen belirteyim. Sırf düğün sonrası aylarca konuşulsun diye o kadar parayı dedikoduya yatıramam efendim. Benim bunu yapmaya ne bütçem ne de vicdanım el verir.
 Denize bakan yöne doğru oturdum ve bol bol izledim güneşin batışını Marmara sularında. Arada bir gözüme birisi takılıp duruyordu ama umursamadım. Sonradan fark ettim yanında bir bayan vardı yakını mı yoksa sevdiceğimi diye düşündüm. Kızın bakışları ikinci şıkka yöneltti beni. (Gözler yalan söylemez diye fiyaka bir kelam da edeyim :)). Bu sırada düğün dansı edilmeye başladı. Gülü susuz seni aşksız bırakmam diyordu şarkı. Karşımdakinin düğününde de bu tarz bir güfteli müzik çalacaktır yüksek ihtimalle. Havaya dolup nefes olacağı kızı aldatıyordu işte! Gözlerinin başka gözlerde ne işi vardı. Hadi abarttım diyelim. Görüntü itibariyle pek ilgi gören biri değilim. Karşımdakinin yanındaki kızla kıyaslamıyorum bile kendimi. Neyin arayışıydı bu. Egosunu tatmin çabası. Tüm kızlar ona baksın, baksın ki kendini bulunmaz hint kumaşı sansın. Bilinç altından kaynaklı bir güdülenmeyle yaptığı konusunda sezgisel tespitlerimi gerek bakışlarımla gerek sözlerimle kendilerine iletmesini de bilirdim ama yanındaki gözlere saygımdan had bildirmek istemedim.
 Hava koşullarından ve eve olan uzaklığından dolayı ortalama bir saatte kalktık. Aynı yolu gündüz de geçmiştik ama aynı yol değildi hissettirdikleriyle. Gündüz içinde olmak istediğim o şirketlerin önünden bir an önce geçip gitmek istedim. Bir ara aklıma "Yaprak Dökümü"ndeki Ferhunde geldi.  Ayakkabılarını anımsadım. Hayal dünyasında -somut anlamda- yerden ilerlerken gözüm arabaların jantlarına takıldı. Hepsi değişik şekillerdeydi. Bir benim araba eksik dedim ve Q7 yanımızda bitiverdi.
 O binalarda olmaktansa ormanda kalmayı tercih ederdim felaket anlarında. Kurda kuşa yem olmak soğuk duvarların üstüme yıkılmasından daha kabul edilir. İlerledikçe bir yerde yağmur yağmaya başladı ve benim araba gözümden düşüverdi. Jant kısımları yağmurda su sıçratıyor. Öğrencilik ve iş hayatımda en nefret ettiğim durumlardan biriydi. Birde çatıdan akan sular var böyle.:)

Son olarak; yazımı internet mağduru olduğumdan birkaç gün geç yayınlıyorum. Başlığımda buna hitabendir.

2 yorum:

  1. ''Bilinç altından kaynaklı bir güdülenmeyle yaptığı konusunda sezgisel tespitlerimi gerek bakışlarımla gerek sözlerimle kendilerine iletmesini de bilirdim ama yanındaki gözlere saygımdan had bildirmek istemedim.''

    Hahaaa :)
    Süper ya! :)))

    YanıtlaSil
  2. :))
    Teşekkür ederim Tûbacım.
    Ne yaparsın işte!
    Bunun sonrası da var ben bakmayınca kızı elinden tutup dansa kaldırıyor. Hayır kızın durumu gerçekten içler acısı. Çocuğu hesaba katmıyorum artık...

    YanıtlaSil