16 Ekim 2012 Salı

Soslu Makarna


 İstanbul'da iken daha fazla blog yazıyordum. Nedenini düşündüm ve bulmakta pek de zorlanmadım. Her saniye bir olay. Hayat çok hızlı orada. Adım atsam olay gözlerimin önünde. Hatta adım atmama gerek bile yok. Dışarıdan gelen bir ses, apartmanda yaşamanın vermiş olduğu olanakla çok sayıda hayatlara kulak misafirliği vs. Bunları çoğaltabilirim fakat komşularımızın özel hayatlarını blogumda ifşa etmesem daha iyi olacak.

 Ne yazacaktım şimdi aklımdan uçup gitti. Devam edeyim belki gelir.

 Akşam üzeri facebookta kuzenim ablasının nişan görüntülerini paylaşmış. Kardeşimi gördüm ve onu çok özledim. Kardeşim diye diyorum çok tatlı. Artık büyüyor tabi. Kendimi emektar gibi hissediyorum buna tanık oldukça.

 Bu gün sevdiğim bir hocamın dersine gittim. Artık derslerde sözlü katılım göstermemeye başladım. Bir yararı da yok zaten. Kuzular gibi oturup dinliyorum sadece. :)

 Dinledim iyi hoş. Durakta indim evime yürürken takı toka satan yere girdim. Çıkamayacağım diye çok korktum bir ara. Neyse ki hep ihtiyaç aldım. Gerçekten öyle.

 Eve değil direk mutfağa girdim. Bu günkü menümde zeytinyağlı fasulye vardı. Buranın suyundan toprağından mıdır nedir çok uzun sürüyor fasulyelerin pişmesi. O pişene kadar ben karnımı doyurdum bile. Ev arkadaşım geldi ona yedirdim fasulyeyi. :)

 Olacak olacak öğreneceğim ben bu işi. Makarnaların sos icatlarını tüketmiş bulunmaktayım. En son geçen gün lor peyniri vardı evde. (Öğrenci evindeki peynire bak sen.) İşte o peynirden koyacaktım makarnaya. Cam bir kaba koymuştu ev arkadaşım (Gamze). Dolaptan aldım tam masaya koyacaktım ki elimden kaydı ve tuzla buz oldu. Durdum bir kaç saniye öylece izledim. Sonra onu bırakıp yemeğimi yemiştim. Biraz dinlenip keyif yaptım sonra da temizledim. Bu genişliği hayatımda bir daha elde edemem öyle ya. :) Elimi kesmiştim sonra da yemek yaparken elimi yakmıştım. Buna beceriksizlik mi deniyor sakarlık mı? Ben dikkatsizlik diyorum müsaadenizle.

 Aman konu nerelere gelmiş ve ben hâlâ asıl ne yazacağımı hatırlamıyorum. Can sıkıntısından kendimi yazmaya verdiğimi de fark eder oldum. Şöyle düşünüyorum aslında. Boş durmaya da alışacağım günler gelecek. Öylece duracağım. Dururken düşünmeyi de durduracağım. Mümkün olmasa da bu en azından çok fazla irdelemeden, beynimi yormadan düşüneceğim. Güzel olacak.

 Ne diyordum ben. Soslu makarna. Bırakmam peşini daha çok işimiz var.

 Not: Özel numaradan arayan yaratı iyi misin? Söylediklerim üzmedi umarım. Senin için endişeleniyorum. :)


Görüldüğü gibi işte, meleğim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder