15 Ekim 2012 Pazartesi

Nezaket Abla


 Efendim bu nezaket dediğimiz kurallar bazılarının can dostuyken benim hiç yakınlarımda oturamadı. Ne o beni sevdi ne ben onu. Düzeyli bir ilişkiye sahiptik. Ben arada çizgiyi aşsam da yuvarlanıp gidiyorduk işte.

 Yuvarlanırken "akacak damar kanda durmaz" söylemine sığınıp en fazla burnum nemalanıyordu bu vakadan. Tabi kime göre neye göre nezaket bunlar da mesele benim için. Her girilen ortamın raconunu bilmek kadar yorucu bir şey olmasa gerek.

 Geçen hocamın bir tanesi geldi derste kaymakam mıdır vali midir her ne haltsa. Arabasına binmiş oturma yeri de değişiyormuş bu mahlukların. Hocam yanlış yere oturunca mevki sahibi beyimiz rencide etmeden söyleyivermiş de kriz çözülmüş sözde. Yemişim yerini!

 Bazen en temel nezaket kurallarını hiçe saymaktan büyük haz duyuyorum. Öyle ki bazılarının deyimi ile koskoca iş adamı, patron(!) beni görünce geçiştiren bir "merhaba, naber" dedi ve cevabı dinlemeyeceni bildiğimden iyiyim sağ olun deyip kesip attım. Normal gibi duruyor fakat daha sonralarında bunu huy edindim ve hiç halini sorma gereksinimi duymamaya başladım. Ve bu hareketimi sağlam bahanelerimin üstüne bir güzel oturttum. Müsait bir ortam oluştuğunda bile sormadım. Sonra çok kaba biri olduğum gerçeğini kabullenmem gerekti. İçimden gelmediği müddetçe öyle zannediyorum ki bıcak zoruyla sorarım o soruyu.:)

 Niye bunu anlattım şimdi ben. Ne bileyim?

 Nezaket ablaya sinir oluyorum. Neyse ki şu sıralar hiç yanıma uğramıyor sağ olsun. Ama bilinç altımdan bayramın yaklaştığına dair sinyallar alıyorum. Mühim değil, bu bayramı Uşak'ta geçireceğim. Planım şimdiden hazır. 1. gün evde duracağım. 2. gün evde duracağım. 3. gün ekmek almak için çıkacağım. 4. gün evde duracağım. Bayram kaç gün? Hızımı alamadım bi an. Harika bir bayram planım var kıskanmayın çabalayın sizin de olsun.

 Akşam üzeri saçlarıma bir türlü normal insani saç görüntüsü veremediğimden ördüm, en azından kızsal durdu. Hava çok güzeldi. Ne sıcak ne soğuk. Bankamatiğe gidip kiramı çektim. Dönüşte markete uğradım, oradan manava ve oradan da bakkala. Keyfi bir akşam turu oldu benim için. Pazar gazetemi de aldım geç olsa da.

 Eve geldim ve artık sade pilav harici bir yemek yaptım. Mantarlı pilav. Yaratıcılıkta sınır tanımıyorum. Mantarların birazını pilava katıp birazını ayırdım. Ayırdığım kısmın üstüne de yumurta çırpıp kaşar serpiştirdim biraz da nane, yanına da ayran. Pilavdan hiç yiyemedim sadece tadına baktım. Hemencek doyuyorum zaten. Hep derler ya. Ya da demiş olmalarını umuyorum, kişi kendi yaptığı yemeği beğenirmiş. Benimki de o hesap oldu. Hep yapıyorum pilav da bu sefer başka güzel düştü.

 Bu gün beni gizliden arayan arkadaşa iki kelam edeyim bir de. Seni bulabilirim. (Kuzenim Turkcell'de çalışıyor.) Ama senin için zahmete kalkışmam. Şimdi diyorlar ya hani. Neyin kafasını yaşıyor bunlar anlayabilmiş değilim. Hadi özelden arıyorsun niye susuyorsun. Konuş neyse derdin söyle. Sesimi dinliyor güya. Ne yani romantizm mi oldu şimdi. Ya da heyecan mı duydun. En olmadı tanıdıksan eğer anıların mı depreşti. Saçma şeyler bunlar. Çocuk işi bile demiyorum, artık çocuklar bile tenezzül etmiyor hani böyle şeylere. Ahmak!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder