28 Ekim 2012 Pazar

İki Gün


 Dün gece epey bir geç uyudum. Tûba facede bir film paylaşmış. Bir başladım bir daha da bırakamadım epey de güzeldi film. Adı Siyah(Black). Bu sıra biraz film izler oldum ama filmlerin adını bilmeden izliyorum orası ayrı.

 Sabah daha doğrusu öğlen ev sahibim aradı. Daha ayılmadan aşağıda kapının önünde buldum kendimi. Düşünmüş etmiş et getirmiş sağ olsun. Yukarı çıktım et bana bakıyor ben ona. Ne anlarım yahu ben et doğramaktan. Annemi de hayatta aramam. Hemen başlıyor hani biliyordun sen demeye. Akşama hallederim diyerekten öylece bıraktım. Akşam da hemen oluverdi.

 Aldım eti elime bir baktım şimdi bunun tipi nasıl bir şey diye. Sırf et göndermiş sağ olsun. Küçük küçük küp şeklinde doğradım hepsini. Parmağımı da doğradım bi güzel. Ufak bir sıyrık sadece neyse ki. Koydum ocağa öylece. Fasulye mantığı güderek kendi suyuyla pişsin dedim. Baktım ki suyunu çekti su ekledim ben de üstüne. En son da tuzu koyarım diye hesap ettim. Bunları tasdiklettirmek için annemi aradım ve beni yanıltmayıp hemen söyleyiverdi hani biliyordun sen diye. Öğrenecekmişim de eve gidince yemeklerini yapacakmışım. Benim daha kendime hayrım yok bir anlasa. Tansiyonum bu akşam epey sıkıntılı sanırsam. Başım dönüyor sürekli gözlerimin önü de kararıyor. Fazla hareket etmiyorum ben de. Uyku ve beslenme bozukluğundan diye düşünüyorum ki şu son zamanlarda iyice saldım.
***

 Dün bunları not ettikten sonra kendimi kötü hissedip bilgisayarı kapattım. Ve sabah 6:00'ya kadar çile doldurdum. Neyim olduğunu tam kestirememekle beraber bir rahatsızlık bir huzursuzluk çöktü. Kalktım iki lokma bir şeyler yedim, yok yine de geçmedi. Sonra bir yemek kaşığını bile doldurmayacak kadar etten yemiştim. Onun dokunduğuna kanaat getirdim. Ne sevsem dokunur oldu.

 Gündüz yine aynı şekilde hissedince duş almaya karar verdim hastalık halinden kurtulmak amaçlı. Sonra devrim niteliğinde sayılabilecek bir eylem daha evden dışarı attım kendimi. Uşak'ın tek alışveriş merkezi olan Karun'a gittim. Orada bir şeyler yemeye kendimi zorladım sonra mağazalara biraz baktım öyle uzaktan. Migros'a girdim. Menekşem için toprak aldım. Seramik kap da aldım öyle görünce beğendim. Atıştırmalık bir şeyler de aldım. Sonra her çiçek reyonunun önünde dururken birinde kasım patı gördüm hem de beyaz. Artık benimdi o. Fiyatı da oldukça uygun. Aldım elime pek iyi görünmüyordu ama ben onu iyi etmeye gönüllüydüm. Eve geldim camın önüne koydum. Bir gün geçsin su vereceğim. Bir süre sonra da kabını değiştirmem gerekecek. Az evvel dikkatimi çekti böceklenmeye başlamış. :( Araştırıp bakacağım biraz ne yapmam gerekiyor diye, kurtarmam lazım bu güzelliği. Onun da bir fotoğrafını çekip geleyim. İlk halinin hatırası olsun.


Sonra eve gelirken karanlıkta başka yoldan gideyim dedim kestirme olsun. Az daha kayboluyordum. Erken fark ettim neyse ki. :) Gelince kendime yemek hazırladım. Menümde yayla çorbası var. Tamamen sallamasyon bir çorba oldu ama tadını beğenerek içtim ben. Yine kendim yaptığım için lezzetli geliyor olabilir.  Birazdan bir kase daha içebilirim ama korkuyorum o da dokunacak diye. Kendime rehabilitasyon uygulayarak geçti özetle günüm. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder