12 Şubat 2012 Pazar

Anlatmak İçin Aşk

Gitme nedenimi hatırlayamadığım sebeple köydeydim. Yaşım sol elin parmakları kadar. Köyde olduğumdan dolayı pek şikayetçi sayılmazdım. Anneannemi pek sever, dedeme karşı tam tersi duygular beslerdim. Aslında sevip sevmediğimin hâlâ kararını verememekteyim. Aksi bir karadeniz insanıydı ve korku sevgiye engeldi.

Dedem altmış yaşındaydı, araba almaya karar vermişti ve bunun için eski bilgilerini hatırlaması gerekiyordu. Genç yaşlarda bir adam gelip dedemle uzunuzun direksiyon çalışırlardı. İsmini hatırlayamadığım beyefendinin benim yaşlarda oğlu vardı sanırım ve sürekli bana “gelinim” deyip dururdu ve bir de “Oğluma alacağım seni” derdi. Ben de tam olarak kestiremediğim duygular içerisinde utanıp iskeleden tahta hole kaçar, sofada tepinirdim.

 Dedemin arabası o dönem içerisinde çok büyük bir olaymış gibi bahsedilirdi aile içerisinde. Yaşından ve görünümünden dolayı yolda gören diğer sürücülerinde hayrete düştüğü hikâyelerini çokça duyardım.

 Çayı bahane edip muhabbet etmek için gelen kadınları dinlemek oyun oynamaktan daha cazip gelirdi bana. Gerek televizyonda gerekse bu muhabbetlerde edindiğim bir bilgi vardı “ilk aşk unutulmazdı”.  Ben de kendime ilk aşk bulmalıydım ve yaşım konuşmalarda geçen yaşlara uygundu.

 Halalarım sevdiklerine geleneklere karşı bir şekilde kavuşmuşlardı. Resmi bir defterle sunmuşlardı bu durumu ailelerine. Annem bana hep halalarıma çektiğimi özellikle kızdığı zamanlarda söylerdi. Demek ki halalarım hep kızılacak şeyler yaparlardı fakat ben de onlara çekmiştim işte. Yani değişme gibi bir olasılığım hiçbir zaman yoktu. Eğer olsaydı annem bunu sürekli söyleyip isyan etmezdi. Madem onlara çekmiştim hakkını verecektim bu durumun.

Kimi sevmeliyim, kimi sevebilirim bir düşündüm. O genç amcanın oğlu uygundu bu işe ama onu hiç görmemiştim. Nasıl olacaktı bu? Kara düşünceler içerisinde televizyondaki şarkıcılardan birine benzettiğim bir çocuk çıktı karşıma. Benden birkaç yaş büyüktü sadece. İşte! “İlk aşkım olacaksın” dedim ve bunu sadece kendime söyledim o an.

 Görüyordum arada bir ve büyüyünce ben de anlatacaktım birilerine. Benim için ifade ettiği tek anlam buydu.

Bir gün bunu kuzenlerimden birine söyledim. O da bunu diğer kuzenime, o diğerine o öbürüne derken yengelerime kadar gitti bu bilgi. Aman Allah’ım! Nasıl çıkacaktım şimdi karşılarına diye düşünürken içeriden beni çağırdılar. “Yemek yiyoruz hadi.” Kalbin cız etmesi buydu. İçimde bir acı… Televizyonda sunulan kadar çekici bir şey değildi bu ve çaresi yoktu. Yemeğe oturmazsam eğer daha fazla dikkat çekecektim. Kimseyle göz göze gelmemeye çalıştım. Benimle ilgili sözler duymadığıma göre unutmuşlardı galiba. Herkes kendi derdinde bir şeyler konuşuyor normal geçiyordu vakit ve sofra toplandı. Rahatlayacaktım tam ki… Yengelerimden biri ile göz göze geldim. Bitmiştim ben. Hiç odadan çıkmamalıydım. Herkes yattığında kuru bir ekmekle karnımı doyurabilirdim pekâlâ.

  Genelde erkenden yatılırdı, herkes yorgun düşerdi. Bugünün ne özelliği vardı sanki. Duvarda duran saate baktım hiçbir şey anlamayarak. Ama o çubukların çabuk dönmesi gerekiyordu. Geçmiyordu işte zaman diye yakınırken nihayetinde yatma saati gelmişti. Fakat bu seferde düşüncelerden uykum gelmemişti. Sabah köyün camisinde imam kızlı erkekli karışık oturduğumuz bir bölmede kuran dersi veriyordu. Nasıl çıkacaktım herkesin içine. Rezil olmuştum diye düşünürken uyumuşum.

 Camiye gitmemeliyim düşüncesiyle uyandım. Kurtuluşu uykum bulmuştu işte bana. Ama gitmezsem kesin söyleyeceklerdi kuzenlerim. Tehditler alıyordum bir de; derdim, utancım bana yetmezmiş gibi. Şu yaşımda çektiklerime bak, Allah’ım yardım et diye dualar ediyordum.

Hor görülmüş bir kedi misali geçirdim o ve onu kovalayan birkaç günümü. O gün öğrenemedi sevildiğini artist görünümlü çocuk, daha sonra da öğrenemedi. Unutamayacaktım işte, hedefime ulaşmıştım. Sonu da benzedi o anlatılan aşklara araları saymazsak.

 İlkokula geldiğimde bu işlerden ağzım yandığından hiç bulaşmadım. Fakat bir gün sınıfımızda iki yaramaz arkadaşı yanıma oturtmuştu öğretmen. Gürültünün içinde oflayıp duruyordu bir tanesi. Ne olduğunu sorduğumda “sen anlamazsın daha küçüksün” dedi bana. Sınıfta ağalık kurmuştu, kendine ‘abi’ dedirtmişliği bile vardı. Sen şunu sev, ben bunu seveyim diye hararetli konuşma içerisindeydiler aralarında. Ooo sen giderken ben dönüyordum o yollardan diye düşünmekten kendimi alamamıştım.

Sahi aşka kaç yaşında başlanır? İnsanlar kaç yaşında âşık olabilir diye mi sormalıydım yoksa?

3 yorum:

  1. Bu hikayeyi sabırsızlıkla bekliyordum, çok güzel olmuş :) İlk aşk hikayesi anlatabileyim diye aşık olmak.. :))

    YanıtlaSil
  2. Ben de yazarken çok keyif aldım. Birde eski bir fotoğrafımı buldum evde hani o yüze bakıp bunları yapacak bir çocukta görünmüyor. :)
    Ama yaptım, ben yaptım. :)

    YanıtlaSil
  3. Siz en iyisimi hiç aşık olmayın bence "Aşk"Allah aşkı olmalı. Gerisi hava civa.Evlenmek isteyen seni bulsun konuş iyice,soyunu sopunu öğren ,ondan sonra karar ver derim.O,salak adamda ne diye parmak kadar çocukla öğle konuşmuşki.(En çok kızdığım şey)
    Sevda

    YanıtlaSil