10 Aralık 2011 Cumartesi

Maviyle İmtihan

 Fikrimin sonbaharında köyüme gittim.Tertemiz deniz kokusunu içime çektim. Sonra babamla bir olduk, annemi birazcık bekletip Fatsa sahilde birer bardak çay içtik. Alabildiğince maviye arkanı döndüğünde seni yalancı çıkaran yeşillik. Daha sonra da hep birlikte annemin köyüne geçtik.
  Çocukluğumdan kalan anılar ile evin harmanı bir oldu düşlerime serdi o günleri. Beş yaşındaydım. Yaşımın bilincinde miydim bilmiyorum. Koskoca bir yıl sadece yaşlılarla arkadaştım. Ben her şeyi bilirim huyumun temeli burası sanırım. Uzun ısrarlarımla anneeanneme kendime pazardan bir top aldırtmayı başarabilmiştim. Şimdi yerinde yeller esen evimizde kuzinenin borusunun altı topum için en uygun ve en güzel yerdi. Gözlerimden uyku akıyordu bir ara. Sonrasını anımsayamıyorum. 
  Ertesi gün topumun şekli daha çok bir yumurtaya benzemişti. Ve sanırım fizik kanunlarıyla ilk tanışmam bu şekilde oldu. Daha eskisini inanın hatırlayamıyorum. Bir ara ıslak bir kağıt bulmuştum. Evdeki diğer kağıtlara yazmam yasaktı. Eğer yazacaksam şimdi hayranı olduğum mavinin işkencelerine uğrayacaktı gözlerim. Kurutup, yazı yazmayı öğrenecektim. Kuruması için sabırsızlanıyordum. Ne anlama geldiğini bilmediğim bir sürü kelimenin içerisinde sadece A harfini tanıyordum ve o kağıda onu çizdim.  
  Yaz mevsimi de yaklaşmıştı. Kuzenlerim bir bir gelmeye başladılar. Bir süre adaptasyon sorunu yaşadım. Koyunları ağızlarından öptüğüme hala inanamıyorum. Yumurtaya benzeyen topumla epey bir alay konusu olmuştum ve şahsıma söylenen aptal, salak vs gibi kötü sözler pek ağrıma gitmişti. 
  Kuzenlerime ayak uydurmayı başardıktan sonra bir tanesiyle bir oyun oynamaya kalkıştık. Toprak fındık veriyordu, o halde bilekliklerimizi bu gün gömsek neden ertesi gün birer tane daha aynısından vermesindi. Etrafı iyice kontrol ettikten sonra birlikte toprağa gömdük. Ve kimseye bahsetmeme kararı alarak oyun oynamaya daldık. Dedem takım elbisesi ve kafasındaki kasketiyle evin yanındaki bahçeden bize doğru geliyordu. Bir çift korkulu mavi göz bize doğru yaklaşıyordu. Elinde iki tane bileklik. Bütün hayallerimiz korkunun esiri olmuştu. İyice bakmış kontrol etmiştik halbuki. 
  Sezon bitmiş, fındıklar satılmıştı. Artık İstanbul'a dönme vakti gelmişti. Köy de pek sevilir hale gelmiştim. Bir yıllık arkadaşlarımı bırakmak anne hasretiyle bana pek zor gelmese de saçlarına aklar düşmüş insanları ağlatmıştım. Dedemin kırmızı arabasıyla gözleri yaşlı sıra sıra dizilmiş yüreklere el sallayarak otogara doğru yol aldık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder